Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 498,450 Sayfa izlenimi
  • SEZAYİ-İ GÜLŞENİ

    Yazan: seyyahin Nisan 25, 2007

    Panel

     

    Yer : Edirne Halk Eğitim Merkezi

     

    Tarih : 27.04. 2002

     

    Program : Hasan Sezai Günleri

     

    GÜLŞENİLERİN EDİRNE’DE AÇAN GÜLÜ :

     

    SEZAYİ-İ GÜLŞENİ

     

    *

     

    Yrd.Doç.Dr. Rıdvan Canım

    Bir büyük insan düşünün.. Bir güzel insan.. Binlerce,onbinlerce insanın kalbinde taht kurmuş bir yüce şahsiyet.. Bir tasavvufîkimlik.. Bir Allah dostu ve bir peygamber aşığı.. Biz biliyoruz ki, onunanılmadığı an, hatırlanmadığı en küçük bir zaman yok.. Kuşkusuz bütün zamanlarO’nu dillerde ve gönüllerde yaşatmak içindir. O, bir şeyh, o bir mürşid.. Yanikaranlıkta kalanları aydınlatıcı.. Yani yol gösterici; yolunu kaybedenlere..Bir gönül dostu yalnızlara.. Bir şehrin, bir beldenin, Edirne’nin, Rumelinin,Balkanların manevi fatihi o.. İnanıyorum ki bu meclis de bir gönül meclisidir.Bir aşk ve sevgi meclisi.. O’nun yolunda bulunmaktan dolayı gönülleri sevinçledolan, yaşamanın tadına ancak O’na inanmakla varan, izinde yürümekten, her anO’nunla beraber olmaktan mutluluk duyan insanlarız biz.. O gülşenîlerin yüzyapraklı gülüydü.. Sözünü ettiğim şahsiyet bu akşam burada toplanmamazın sebebiolan Şeyh Hasan Sezâyî-i Gülşenî elbette.. Mevlâm bu güzel toplantıdan onunaziz ruhunu haberdar kılsın inşallah.. O, Edirne’nin ve Edirnelilerin tam dörtasırdır misafiridir aslında.. Gönül dostlarının, gerçek aşkı arayanlarınbiricik rehberi..

    Osmanlı’nın bu şehre miras bıraktığı öylesinekıymetli hazineler var ki bunlar saymakla bitmez. Hasan Sezâyî onlardan sadecebirisi. Belki o en şanslı olanlarından birisi. Tabii insanımız arasında hâlâ yaşamaktaolan kerâmetlerinin bunda büyük payı olsa gerek.. Çok sayıdaki kerametleribahsine burada girmek konuyu çok uzatır. Ancak bunlardan pek duyulmayanbirisini burada sizlere nakletmek isterim. Vefatından yaklaşık 100 sene sonramübarek kabrini su basar. Bu, muhtemelen Tunca nehrinin taşmasıyla oluşan birsel baskınıdır. Dergâhın bulunduğu yerdeki camiin -ki şimdi bu camiin sadeceminaresi ayakta olup kendisi ortada yoktur- hatibi, rüyasında birkaç defauyarılır. Bunun üzerine hürmetle, resmî makamların da müsadeleriyle, tasavvufehli zatların da huzurunda bu büyük insanın kabri besmeleyle açılır. Ve tabiiHasan Sezâyî’nin cesedi de görünür.Vefatının üzerinden 100 küsur yıl geçtiğihalde bu güzel, bu mübarek insanın cesedinin aynen korunduğu görülür. Kabirdenalınıp yan tarafta bir odaya konur. Oraya konulduğu anda etrafı çok güzel birkoku kaplar. Kabir tamir edilip su basması önlendikten sonra tekrar aynı kabredefnolunur. Bu hali gören ve duyanların kendisine olan sevgi, mahabbet vebağlılıkları bir kat daha artar.

    Sefînetü’l-Evliya kitabının yazarı Hüseyin VassafHalvetî şöyle anlatıyor : 1906 senesinde (yani bundan yaklaşık 100 yıl önce)Sezaî Hazretlerinin türbesini ziyaret için Edirne’ye gitmiştim. Ziyaretesnasında duyduğum, hissettiğim manevi haz pek yüksekti. Başucundaki taşınüzerine kutupluk ( tasavvufta en parlak yıldız) alameti olmak üzere siyah birsarık sarılmıştı. Bu ziyaretim manevi bir hava içerisinde geçti.

    Edirne’ye daha sonraları birkaç defa daha gittim. Sonziyaretim 1922 senesinde oldu. Sezayi Efendi’nin güzel kokulu türbesiniziyaretle şereflendim. O sıralarda türbeye bakmakla her nasılsa dünyaya birazfazla düşkün kimseler olmalı ki, onların ilgisizliği sebebiyle türbe son derecebakımsız bir vaziyetteydi.İçerisini örümcek ağları ve toz kaplamıştı. Ciltleribozulmuş, sahifeleri yıpranmış Kur’ân-ı Kerimler de ortalıkta duruyordu. Buduruma çok üzüldüm. Hatta birisi, içeriye kadar girmiş, bu mübarek insanınsandukasının üzerindeki kumaşın yarısını kesip götürmüştü. Bunu öğrenince dahada hüzünlendim. Böylesine yüksek bir zatın türbesinin bu derece bakımsızkalması ne kadar üzüntü verici bir şeydi.Mahalli vakıfların bozulması vetürbeye bakanların geçim derdine düşmesi, türbeye hizmeti aksakmıştı. Hemenharekete geçtik ve Allahın yardımıyla türbeyi temizleyerek eski halinegetirdik.”

    Bu, Hüseyin Vassaf Efendi’nin Edirne’de görebildiğideğerlerden sadece birisi.. Ya diğerleri ? Ya hâlâ toz toprak içinde yatanlar..Şâir Hayâlî Beyler, Neşâtî Dedeler, Enis Receb Dedeler, Mevlânâ’nın torunları,İkinci Sultan Murad’ın şehzadeleri, Kınalızadeler, Ahmed Bâdî Efendiler, daha kimler ve kimler?

    Osmanlı edebiyatı’nın ve elbette tasavvufedebiyatının bütün derinlik ve inceliklerinden

    haberdar sûfî şairlerdenbirisi idi Hasan Sezâî Hazretleri.. Yine de şunu özellikle belirtmek isterim kibizim eski şiirimizde şiirle uğraşan mutasavvıf şairler iki kısmaayrılır.. Birincisi önce şair, sonramutasavvıf olanlar -ki büyük şair Fuzûlî bunlardandır-; diğeri önce mutasavvıfsonra şair olanlar : yine büyük şairlerden Şeyh Gâlip, Edirneli Neşâtî ve yineEdirneli Enis Recep Dede bunlar arasında zikredilebilir. İşte Hasan SezâyîHazretleri de bu ikinci gruba dahil edilebilecek şairler arasında sayılmalıdır.Yani o, önce mutasavvıf, yani şeyhtir, sonra şairdir. Üslûp ve ifade itibariylede son derece başarılı, birbirinden güzel şiirleri vardır. Hatta şairlertezkiresi yazarlarından Sâlim, Hasan Sezâyî’yi Osmanlı şiirinin Hâfız-ıŞîrâzî’si olarak takdim eder. Hâfız-ı Şîrâzî’nin doğu edebiyatlarının gelmiş geçmişen büyük şairlerinden birisi olduğunu ise hepimiz biliyoruz. Kuşkusuz Sâlim’inbu iltifatı yerinde bir övgüdür ve Hasan Sezâyî gerçekten edebiyatımızınbirinci dereceden şairleri arasında anılmayı hak etmiş bir şairdir.

    Efendim, şimdi sizlere onun bir gazelini çok küçükdokunuşlarla sadeleştirerek vermek istiyorum, mânânın okurken daha açık-seçikanlaşılabilmesi için :

    Veripaşkını vücûdumun bir damlasını deryâya döndürdün

    BuMecnûn kulunu sana kavuşturup Leylâya döndürdün

    Beniayrılık çöllerinden alıp kavuşma meclisine koydun

    Banasunduğun kadehleri kırmızı şaraba döndürdün

    Buharâb olmuş gönlümü tecellîn ile yeniden şenlendirdin

    Cehennemiken yerim lutfeyledin cennete döndürdün

    Senisevmenin tesellisi benim gönlümde saklıdır

    Banabu dünya mülkünü sen zindana döndürdün

    Seninmum gibi parlayan güzel yüzüne pervâneyim ben

    Aşkmeclislerine attın beni deli divaneye döndürdün

    Sezâyî’nineline aşk kadehini verdin ey Mevlâ

    Alıpda içen aşıklarını birer çılgına döndürdün

    Seningül yüzüne karşı ağlayıp inleyen gönlümü sultânım

    Durmadanağlayıp inleyen bülbül-i şeydâya döndürdün

    Hasan Sezâyî’nin şiirlerinde anlaşılması güç, içindençıkılmaz ifadelere pek rastlanmaz. Yani söylemek istediğini açık açık söylero.. Çünkü o bir şeyhtir. Bir şeyh için önemli olan, esas olan da önce sanatyapmak değil, tabii ki anlaşılmaktır. Osmanlı şiirine ne kadar hâkim olduğunugöstermek için sizlere şu beytini örnek olarak vermek isterim : Şöyle diyorSezâî :

    Zülfüniçre vechini cânâ çü pinhân eyledin

    Ehl-iîmânı o vech ile perîşân eyledin

    Burada özellikle “zülf” ile”perişan” ve “vech” ile “imân” kelimeleriarasındaki ilişkiye dikkat edilmelidir. O tasavvufî terimleri de son dereceisabetli kullanan bir şairdir.

    Ben câm-ı aşkı içtim mestânedirdesinler

    Havfu recâyı geçtim dîvânedir desinler

    beyti bunu açıkça gösterir.Bilindiği gibi “havf”, Allah korkusu demektir. “Recâ” da,arzu edilen bir şeye karşı kalbin duyduğu ilgidir. Bunlar aslında tasavvufîterimlerdir.Ve Hasan Sezâyî bu kavramları başarılı ve isabetli kullanan birşairdir. Şiiirlerini klâsik osmanlı şiirinin formları içerisinde sunan HasanSezâyî, karşımıza çoğu zaman öğretici bir kimlikle çıkar. Tabii kendisininbizzat şeyh oluşunun ve dolayısıyla tasavvuf bilgisinin bunda büyük payıvardır. Zaten Hasan Sezayi gibi birinci görevi “tebliğ” ve”irşad” olan sanatkârlar için şiir sadece bir “araç”, doğruyola ileten bir vasıta olmuştur. Ancak buna rağmen son derece lirik yani aşkadair duygularla dolu söyleyişleri vardır.

    Hasan Sezâyî, tasavvuf yolunda bilindiği üzere Şeyhİbrahim Gülşenî’nin kurduğu Gülşenî tarikatına bağlıdır.

    Gülşenîyim,nisbetim gülzârdır

    Bülbülüm,kârım hemîşe zârdır

    biçimindeki söyleyişi bunugösterir.

    Gülşenîlik,Dede Ömer Rûşeni’nin kurduğu Ruşenilik’ten, o da Şeyh Ebu Abdullah Siraceddintarafından kurulan Halvetilik’ten doğmuştur. Mensubu bulunduğu gülşeniliğenisbetle Sezâyî-i Gülşenî olarak da bilinmekle beraber, bizzat kendisi de butarikatın “Sezaiyye” kolunun kurucusudur.

    O, aynı zamanda güçlü bir nesir, yani düzyazıustasıdır. Mektubât-ı Sezâyî adıaltında toplanan mektupları sadece yakınlarına değil, yaşadığı dönemlerdemüridlerine gönderdiği birer edebiyat ürünü olarak da dikkati çeker. İşteoğluna yazdığı mektuplarından birisinden bazı satırlar :

    ” Ey benim gözümün nûru, gönlümün sevincievlâdım.Seni her hâlinle Cenâb-ı Hakk’a emanet etmişim. Kalp gözün açık olsun.İnsanlara güzel ahlâk ile davranasın. Bütün amellerin en güzeli güzel huyluolmaktır. Dili tatlı olanın dostu çok olur buyurulmuştur. Daima insanlarınayıplarını gizle.Kimsenin ayıbını yüzüne vurma. Öfke ve kızgınlığını yenmeyeçalış.Yaşlılara karşı hürmetli, saygılı ol. Bir fakir gördüğün zaman, gücünyettiği kadar elinde bulunandan yardımda bulun. Bunlara uyarsan ömrün uzunolur, Hat Teala seni her yerde azîz eder.

    Her zaman affedici ol. Vasiyetlerimi tutarsan dünyadarahat ve muhterem, ahırette de mükerrem olur ve rızamı kazanırsın. Her zamanitikadı düzgün, salih kimselerle birlikte ol.Dünya fanidir, ne sana kalır, nede başkasına. Bakî kalacak olan, Allah için olan mahabbettir.

    Rûhum sana, varlık sana hephayrandır efendim.. Bir ben değil, bütün âlem sana hayrandır efendim.. Bütünfelekler ve levh u kalem, dîdârına âşık olan Ulu Yezdândır efendim.. Biliyoruzki mahşer günü nebîler bile senden meded ister, biz âsî kullara lutfun yücefermândır efendim.. Doğ bu karanlıkkalplerimize ey nûr-ı dilârâ.. Nûrun ki gönüller derdine dermândır efendim.Şimdi seni ananlar, anıyor ağlar gibi.. Ey yetimler yetimi, ey garipler garibi,düşkünlerin kanadı, yoksulların sahibiydin sen efendim.. Nerde kaldın, eyrasûl, nerde kaldın ey nebî ? İşte bütün sûfîlerin dilinde bu niyaz vardır veelbette Sezâyî’nin dilinde olan da budur. Çünkü o da bir peygamber dostudur.Hz. Peygamber için kaleme aldığı bir şiirinde duygularını:

    Vücûdummülkünün sultânı sensin

    Muhakkakcanımın cânânı sensin

    Sezâyîvârını mahvetti şimdi

    Hemânmevcûd olan ihsânı sensin

    dizeleriyle dile getirir.

    Sevgili dostlar!

    Konuşmamı, sizlerin de gönüllerinize tercümanolacağına inandığım bir güzel şiiri bu büyük insanın, Sazayî-i Gülşenî’nin azizruhuna hediye ederek bitirmek istiyorum.

    Birgönül mevsimi kapına geldim

    Sevgilim,sultanım, efendim benim

    Seninleüzüldüm, seninle güldüm

    Sevgilim,sultanım, efendim benim

    Zamanındilinden gönlüme aktın

    Kaçhamı pişirdin, erittin, yaktın

    Benibenden aldın, bana bıraktın

    Sevgilim,sultanım, efendim benim

    Hüsnündekinûru gördü melekler

    Seninlevuslata erdi melekler

    Sırrınıbizlere verdi melekler

    Sevgilim,sultanım, efendim benim

    Güneşellerinde olsun her sabah

    Arayangölgeni bulsun her sabah

    İnsanlıkkapını çalsın her sabah

    Sevgilim,sultanım, efendim benim

    Efendim, bu gönül meclisine şerefverdiniz, beni sabırla dinlediniz, hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı,sevgilerimi sunuyorum.

    KAYNAKLAR :

    _______________________

    1. Rahmi Serin : İslam Tasavvufunda Halvetilik veHalvetiler. Petek Yay. İst.1984.

    2. Sezayî-i Gülşenî : Divan. Hazırlayan : ŞahverÇelikoğlu. Yazı Yayıncılık. İst. 1985.

    3. Dr. Ali Rıza Özuygun; Hasan Sezâyî -Hayatı-Eserleri ve Divanı’nın Tenkitli Metni. İnceleme-Metin. BasılmamışDoktora Tezi. Erzurum 1999.

    Yorum Yapın

    XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>