Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 336,763 Sayfa izlenimi
  • NUREDDİN CERRAHİ HAZRETLERİ

    Yazan: seyyahin Nisan 30, 2007

    Bir gün, anlatmak lütfunda bulunmuşlardı. Biz de burada elimizden geldiğimiz kadarıyla, mümkin mertebe aslına sadık kalarak sizlere ulaştırmaya çalışalım : Halveti tarikatını Ramazaniye şubelerinden (cerrahiye) kolunu tesis eden Nureddin Cerrahi (K.S) Hazretlerinin bir hikayesini anlatmışlardı. (Nureddin Cerahi Hazretleri İstanbul’ludur. Cerrahpaşa semtinde otururlardı. Bu sebeple (Cerrahi) namını almışlar ve kendi namları ile Halvetiye Tarikatının cerrahi kolunu tesis buyurmuşlardır.) Şöyle ki :

    Hazreti pirin yeni yetişmekte oldukları bir devirdir. Muhterem anneleri ile birlikte fakirane bir hayat sürmekte bir taraftan ilm-ü irfan tahsil etmektedirler. Amel, ibadet, kemalat ve füyüzat sahasında pek ileri derecelere yükselmişlerdir. İslami ve imani sahadaki tahsillerine devam ederlerken bir taraftan gönüllerinde Kabe-i Muazzamayı ziyaret arzusu alevlenmekte. bu ateş dayanılmaz hal almaktadır. Ne var ki; mali kudretleri böyle bir yolculuğu karşılayacak derecede bulunmamaktada, geçimlerini bile güçlükle sağlamaktadırlar. Şüphesiz bu hal, bu şiddetli arzunun tahakukuna engeldir. Bununla beraber teslimiyet ve tevekkülleri icabı ile; her şeyin sahibi, her devranın nazımı olan Cenab-ı Hak ve Celle Hazretlerinin lütuf ve kereminden de ümid kesmiş değillerdir.

    Bu yakıcı arzuların saliha, abide ve devişe bir hanım olan sevgili annelerine fırsat buldukça açmakda duasını istemekte , o veliye meşreb hatun da gece ve gündüz oğlunun arzusunu neticelendirmesi , onu sevindirmesi için Mevlasına can ve gönülden, göz yaşları ile niyazda bulunmaktadır.

    Aradan seneler geçer.. Sabır, tahamül ve fakat kalb ağrıları, göz yaşları ile geçen bu günlerden sonra bir anacığı sevgili oğluna ;

    - Oğlum! Rabbimiz nasib kılarsa bu sene Hac vazifeni eda eyle der.

    Geçimlerinin darlığını birikmiş beş kuruş paraları dahi olmadığını bilen evladcığı :

    - “Anacığım ! Nasıl giderim. Halimiz malum. Ama, inşallah; Allahu Teala Hazretleri senin bu işaretini inayet ve keremi ile hakikat kılar. Elbette ki sen bu sözü boşuna söylemedin. Hikmeti beraberindedir.” diye cevap verir.

    Vefakar, muhabbetkar ana oğluna bir kese uzatır. Ağlamaktadır. Memnun bahtiyar güç konuşabilmektedir.

    - Yavrum! İstediğini Mevlamız ihsan buyurdu. Al bu kesenin içinde sana yetecek yolluk var.

    Nureddin Cerrahi Hazretleri şaşırmış, ne söyleyeceğini unutmuş, bir an içinde hakikat olan arzularının tahakkuk safhasına girmiş olmasının sevinci ile sermestir. Meğer o mübarek ve emsalsiz ana; evladının kendisine arzusunu açtığı ilk günden itibaren günlük nafakalarından artdırdığı üç beş kuruşu bir tarafa koymuş. bir Hac masrafını bulur bulmaz da evladcığına müjdeyi vermiştr.

    Artık Nureddin Cerrahi Hazretlerine hazırlanmak kalmıştır. Hac mevsimi de gelip çatmış, gidecek olnlar hararetle bu mukaddes yolculuğun hazırlıklarına başlamışlardır. Kendisi de karınca kararınca en lüzumllu ihtiyaçlarını temin edr. Surre Alayından (O zamanlar develerden müteşekkil bir kervan hazırlanır. Üsküdardan yola koyulurdu. Bu kervanın adına Surre Alayı denilirdi. Bu kervan üç ayda Hicaz’a varır, üç ayda da geri dönerdi.) kendisine yer ayırtır ve vakit gelince anacığının elini, ayaklarını öper,konu komşuya veda edip evinden ayrılır. Annesinin hayır duaları, sıcak göz yaşları, evladının boynunda halkalanan kolları izah edilemiyecek bir levha vücuda getirmiş Hazret bu misilsiz sahnenin tesiri ile yola koyulmuştur. Sokakları geçdikçe sağdan soldan kendisini tanıyanlara veda etmekde, onlarun dualarını almaktadır.

    biraz daha yürüdükten, bir iki sokak geçdikten sonra birden feryad -ü figan içinde bir şeyler söylemeye çalışan bir adam görür. Vakti dardır, ancak Üsüdar’a geçecek , Hac kervanına yetişecekdir. Duracak, bekliyecek bir zamanı yokdur. Fakat adamcağız öyle perişan , öyle ağlayıp çağımaktadır ki; gayri ihtiyari durur. Yanına varır Sorar :

    - Derdin nedir, neden böyle perişansın, nedir seni bu hale düşüre” sebeb? …

    Adam; boş ve ma’nasız gözlerle ona bakar, cevab verir: - Sen benim derdlme dermAn olamaz!ın. Git işine …. Hazretin fakirane, dervişane, kalenderane. hali ona; derdini dökecek birini bulmuş olmanın sevincini vermemişdir. Hazret ısrar eder, halini mutlak açıklaması isteğinde bulunur. Bunun üzerıne adam feryadını keser. anlatır :

    - BorcUm vardı. ödeyemedım. Alacaklılar evimi haczettiriyorlar. Çoçucuğumla sokakda kalacağım. Bizi kimler yanına alacak, kim bakar? Eyvah, eyvah ….

    Hazret sorar:

    - Ne kadar borcun vardı ki, bu hale düşdün?

    Şu cevabı alır:

    - Sen yoluna git …. Öğrenip de ne yapacaksın? Halimi öğrendin ya yeter. Haydi yürü …. Sen kendin yardıma muhtaçsın.

    Hazret-I Pir tekrar ısrar eder:

    - Söyle diyorum …. O kadar mı çok? Ne kadardır, anlat….

    Adam, muhtaç olduğu parayı açıklar ve tekrar ağlayıp çağırmaya, gelenden geçenden yardım istemeye başlar. Nüreddin Cerrahi Hazretleri adamın cevabı ile bir anda düşünür. Bu biçare insanın muhtaç olduğu para anacığının kese içinde kendisine verdiği ve senelerdır blrikdirdiği para kadardır. Ne olursa işte, o kısa zaman içinde olur. Bır anlık düşünce ve karar …. Yıllarca beslenllen ümidlerin, kurulan hayallerin, visal iştiyaklarının sıfıra indiği ve kim bilir bir daha hangi uzak geleceklere kadar ekilecek bir hasretin gönül acılarının devamına başlangıç olan bir an…

    Elini kuşağına sokuyor ve çıkardığı keseyi, hala feryad etmekde bulunan felaketzede adamın önüne koyuyor.

    - Al!. SenIn Istediğin kadar para bunun Içindedir. Hacetini gör, derdinden kurtul!.

    Evet; ne acib hikmet ve tecellidir ki. adamın muhtac olduğunu söylediği paranın tamamının anacığın kendisine emanet etdiği kesedeki paranın kuruşu kuruşuna olduğunu dÜşünen Hazret, bu zuhuratın içindesakladıpı hakikatlara, tatlı cilvelere vakıf olduğu an, kararını vermişdir.

    Şaşkına dönen adam bir Hazretin yÜzüne, bir de önüne konulan şeye bakar ve sonra keseyi boşaltır, paraları sayar. Yine hayret idraksizlık içinde paraları keseye doldurdUğu gibi «Allah razı olsun dahi diyemeden gaaib olur, gider. Hazret-i Pir; bu müstesna sahnenin vukuu ile meydana gelen deruni haz deryasının ıçinde bir müddet öy kalır. Şimdi ne yapacakdır, eve mi dönecekdir, anacağına ne diyecektiryectir? Aylarca sürecek uzun, gah meşakkatli, gah rahmetli yolları, o yolların nihayetindeki visal makamlarını bir anda düşünür. Bir gönül yapma uğruna hayal etmekden dahi uzakda kalan bir saadetin anlatılmaz, acib tecellileri ile geri döner. Bir kuruşu kalmamışdır. Arkasındaki torbada bir iki günlük azığı vardır. Bütün bunları düşünecek, ne yapacağım diyecek kadar bile bir endişe içinde değildir. Evlerine giden yolun aykırısındaki sokaklardan yürüyerek Edirnekapı’dan dışarı çıkar. Hilkat aleminin letaifin seyr ede ede Sakız Ağacına gelir. (Şimdi şehidlik olan sağ tarafdaki mahal. Sol tarafdaki şehidliğin karşısındadır.) Heybesini çıkarır, ağaca asar. Ve ağacın gövdesine dayanır, kalır. Memnun, mesrur handan, şadan, bahtiyardır.

    Günler; burada, böylece geçmiye başlar. Gündüz saatleri ıçinde yoldan geçenler onu aynı yerdre görmekde, bu garib dervişin haline bakmaktadırlar. Dağarcığındaki azığın tükenmiye başladığı günden itibaren sanki bunu hissetmişler gibi, yolcular ona yiyecek içecek getirmiye onu hiç bir şeye muhtac bırakmamaktadırlar.

    Gündüzleri ona mihrab olan Sakızağacı, geceleri sanki bütün dallarını Beytullah’a, Harem-i Şerif-i Nevebi’ye ışıklı nurdan kollar hainde uzatmakda, onun aşk ve şevk ile demlenmiş gözlerine oralarını göstermekde, o da gidemediği ve fakat gidip görmekden daha ziyade bir canlılıkla o mübarek makamatı seyretmektedir. Gece namazları ile, zikirleri ile, virdleri ile şafak vaktine ulaşmakda ve ondan sonra da günün diğer ibadetlerı ile meşgul olmaktadır. Artık onda Surre Alayına katılıp yola koyulamamanın. Kabe’ye, Medine’ye gidememenin üzüntüsü yokdur.Kendisininde anlamadığı o ma’na aleminin derin ve ulaşılma zevki ifle mustağrak ve medhuşdur.

    Tavaf günlerinin başladığı, Arafat deminin girdiği anlardan itibaren hemen heme ayakda, Kıble’ye dönük durmakda, geceleri de tam bır uzlet içinde bu vakfelerini sürdürmektedir.

    Günler, haftalar, aylar yine geçer. Artık o mübarek beldeden dönüş başlamıştır. Kendisine öteberi getiren, duasını alan yolculardan; Huccac-ı dönüş günlerini sormaktadır. Anacığını göreceği gelmişdir. Hasreti yüreğini dağlamaktadır. Küçücük, alçak bir kulübeden ibaret olan evinde başını secdeye koyduğu odasını hayal etmekde, kendilerinden feyiz almakda olduğu aziz mürşidini. İse iştayakla arzulamaktadır. Uzun ve hasret dolu ayların türlü tecellileri ile gıbta olunur bir irade, sabır,tehammül, rıza ile baş başa yaşayan bu aziz Veli; Hac mevsiminin bitmiş olması ile beraber bütün bunlara karşı arzu ve hasret duymaya başlamışdır.

    Nihayet bir gün kendisine ;Surre Alayı’nın döneceği günü bildirirler.Aylardır altında oturduğu, kendisine mekan, mescid ve bir bakıma (Mahall-i tavaf) yapdığı o mübarek ağaca veda eder. Evinin yolunu tutar. Yolda düşünmekde, anacığına ne diyeceğini tasarlamaktadır. Evine yaklaşmışdığı sırada karar vermişdir. Annesine hiç birşey söylemiyecek, Hac’dan, Dönüyormuş ‘gibi yaparak onun ellerine, ayaklarına kapanacak, boynuna sarılacak, hasret giderecekdir. Onun misk gibi kokusunu koklayacak evladına kavuşmuş, onun şahsında Hac seadetine ermiş olmanın verdiği sürür ile söylemeye çalışacağı memnuniyetlerini dinliyecekdir.

    Sokaklarına girdikten biraz sonra evinin kapısını çalar. Kendisini pencerede kafesin arkasında beklemekde olacak ki, kapı açılır ve karşısında anacığı belirir. Kalem; bu anı tasvir edemez, hiç bir insan bu anı dile getiremez iki hasretzede kavuşmuş, biri birlerine kenetlenmişdir. Göz yaşı birbirilerinin yüzleri, omuzlarını ıslatmakda, birisinin dulaklarından sadece :

    - Yavrum!

    diğerinin dudaklarından ise :

    - Anacığım!. iniltileri çıkmaktadır. Açık kapıdan içeriye dolmakda olan komşuların huzuru onları ayırır. Misafirlerini odaya alırlar. Sohbet ve muhabbet başlar. Tebrik edenler, kendisinden hayır dua isteyenler, Hac’cının hikayesin! soranlar, o hikayeyi haklı olarak onun ağzından dinlemek isteyenler çokdur. Kendisi ise ne söyliyeceğini şaşırmış, bu vefakar dostlara sözün neresinden başlayacağını ta’yinden aciz kalmışdır. Çünki kendisine göre anlatılacak bir şey yokdur ki….

    İşte tam bu sırada evin önünde konuşmalar olur. Kalabalık bir topluluk yüksek sesle bir şeyler söylemekde, bir şeyler sormaktadırlar. Bir aralık sesler duyulur :

    - Efendi Hazretlerini görmek, ziyaret etmek istiyoruz. Kalabalık bir erkek cemaat olan bu topluluk içeriye alınır. Cümlesi odaya girerler. Büyük bir hürmet ve hayranlıkla Nureddin Cerrahi Hazretlerinin huzurunda dururlar. Hep bir ağızdan :

    - Haccınız mübarek olsun .. Mebrur olsun Efendim!. Müsade ederseniz mübarek ellerinizden öpmek, dualarınızı almak, feyze erişmek Istiyoruz. Destur buyurun …. » derler.

    Hazret ise; mu’tadı olan her zamanki tevazuu ve mahviyetle hiç bilmediği, tanımadığı bu cemaata ancak:

    - “Estağfiruııah …. Biz henüz eli öpülecek bir mertebeye gelmedik. Buyurun, oturun …. » diyebilir. Onlar ise arzularında ısrar halindedirler. Nihayet içlerinden biri söz alır:

    - Efendi Hazretleri!. Kendinizi gizlemeyiniz ve bizleri feyzinizden, himmetlerinizden mahrum kılmayınız. Biz sizi biliyoruz. Hac vazifesinden bugün döndük. Evlerimize gitmeden ziyaretinize koşduk. Biz KAbe-i Muazzama’da bu kardeşlerimiz hep birlikde tavaflarımızı yaparken bir ses duyduk: diyordu. Başlarımızı kaldırdık. Sizi Beyt-i Şerifin yukarılarında, Huccac-ı Kiramın üzerlerinde bir meleğin kanadları üzerinde tavafınızı yaparken gördük. Her şeyimizi unutduk, kaçıncı şavtda olduğumuzu bilemedik. diye yalvardık. Meydanda o halavetli sesin aksini duyduk:

    Yorum Yapın

    XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>