Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 1,060,757 Sayfa izlenimi
  • AHMED KUDDUSİ HAZRETLERİ

    Yazar seyyahin Mayıs 12, 2007

     

    AHMED KUDDUSİ HAZRETLERİ


    seyyahin_mezar5.jpg


    1769 yılında Rebî’ul-evvel ayının on birinci gecesinde , Niğde’nin Bor beldesinde doğdu. Babası Hâcı İbrâhim adlı sufi-meşreb bir kişi, annesi ise bir veliyyedir.

    Bir velî olan babası, rüyâsında üç tane ay gördü. Ortadaki ay diğer aylardan daha büyük ve parlaktı. Bu rüyânın tâbirinde kendisinin üç oğlu olacağını ve ortanca oğlunun büyük bir velî ve âlim olacağını anladı. Ahmed Kuddûsî, bu sâdık rüyânın zuhûr ettiğini Dîvan’ında şöyle anlatır: .

    Rüyâda hem görmüş peder, üç ay semâda hoş kamu,
    Ortadaki ayda çoğimiş behcet-ı nûr-u ziyâ.
    Ana demişler: Bil, bu ay, oğlun ana rahmindeki,
    Halk-ı cihânın ekserin irşâda olısar sezâ.
    Ona muhabbet eyleyen âşıkları Mevlâ sever,
    Bulmaz felâh kim ki ider ise ana buğz u cefâ.
    Telkîn-i zikr eyle ona ersin makâma küççiken,
    Hem eyle telkin ki, hemen zikr eylesin ol dâimâ.
    Vakt-ı sabavette bana Tevhîdi telkîn eyledi,
    Der idi: Kuddûsî! Verdim icâzeti ben sana.
    Ahmed Kuddûsî, küçük yaşta babasından ders almaya başladı. Ahrâriyye yolunun edebini babasından öğrendi. Babasının; “Oğlum her zaman Allahü teâlâyı zikr et, benim sağlığımda boş şeylerle uğraşmaktan uzak dur.” nasîhatine uyarak onun tarîkat hakkındaki tavsiyelerine harfiyyen riayet edip gece gündüz şevkle çalıştı, bütün amelleri gönülden yaptı. Kısa zamanda velîlik basamaklarında yükseldi. .

    Ahmed Kuddûsî, o zaman medreselerde okutulan ilimleri öğrenmek için de uzun müddet medrese tahsîli gördü. 1786 senesinde babası vefât edince, ilâhî bir işâret üzerine Tokat/Turhal’a gitti. Turhal’daki Turhal Şeyhi denilen zâtın sohbetlerinde bulunarak kemâle erdi. Oradan bir arkadaşı ile ayrılıp Erzincan’a geldi. Sert geçen kış mevsimi yüzünden Erzincan’da birkaç ay kaldı. Yaz gelince, Erzincan’dan ayrılarak, önce Şam’a oradan da Mısır’a vardı. Daha sonra hac farîzasını yerine getirmek için Mekke-i mükerremeye gitti. Bu ilk Hicaz seferinde Hira ve Uhud dağında, hazret-i Hamza ve Uhud harbinin diğer şehîdlerinin medfûn, gömülü bulunduğu sahada ve dağın kayalıkları arasındaki mağaralarda uzun günler uzlette kendi başına kaldı. Mescid-i Nebî çevresinde riyâzetler çekti. Resûlullah efendimizin lütuf ve hitaplarına kavuşarak, üstün derecelere yükseltildi. Bu sırada; “Anadolu’ya git, orada evlen. Senin için üstün derece ve makamlar, âile kadrosu içinde hâsıl olacaktır.” îkâz ve işâreti üzerine, bir sonraki sene tekrar hacc ederek Bor’a döndü. Bu müddet içerisinde, Resûlullah efendimizin yüksek himmetlerine nâil olduğunu bir şiirde şöyle ifâde eder: .

    Dâvet etti köyüne çünkü bizi ol şâhımız, .
    Pes icâbet eyledik bugün açıldı râhımız.
    Etti tâlim hem bize seyr-i sülûkin tarzını,
    Pîşvâ-yı sâlikîn olan Resûlullahımız.
    Doldu ışk-u-cezbe dil iklimine deryâ misâl,
    Bu sebeple mürtefî’ oldu begâyet râhımız.
    Bakmanız hışm u hakâretle bize ey zâhidân,
    Dost yanında mu’teber hor görünen gümrâhımız.
    Yanarız ışk oduna Kuddûsî yâ leyl ü nehâr,
    Kıldı âlem halkını âciz figân ü âhımız.

    Ahmed Kuddûsî, ilki 1807 ve 1810 senelerinde olan Osmanlı-Rus savaşlarına katıldı. Böylece sünnete uyarak, nefsini ıslâh etmek için yaptığı halvet, yalnızlık çile ve riyâzetleri yâni cihâd-ı asgarı cihâd-ı ekberle, yâni nefsle yaptığı savaşlarla da tamamladı.

    Bir süre Anadolu’da kalan Kuddûsî hazretleri tekrar Hicaz’a gitti. Uzun müddet Mekke ve Medîne arasındaki ıssız çöllerde, dağlarda nefsini tezkiyeye, safiyyete ulaştırmak için çektiği çileler, onun derecesini bir kat daha yükseltti. Bu sırada günlük yiyeceği, her gün belli saatte kendiliğinden gelen bir ceylanın verdiği süttü. Hicaz’da geçen günlerini Dîvân’ında şöyle anlatır:

    Çıktım vatandan gittim Hicaz’a,
    Dağ u çöl bana gülîzâr oldu.

    Yalınız yayan râh’a azm itdim,
    Köşküm sarayım kûhisâr oldu.

    Vahşî âhûlar gibi insandan,
    Kaçmak bana bir hoşça kâr oldu.

    Susuz azıksız ulu dağlarda,
    Rûz u şeb rızkım tatlı nâr oldu.

    Görmedim açlık hem susuzluk hiç,
    Her ne istersem çün o vâr oldu.

    Tevhîd ile bu devleti buldum,
    Çok diyen ânı bahtiyâr oldu.

    Düşdü Kuddûsî dâmına ışkın,
    İstemez çıkmak hoş şikâr oldu.

    Ahmed Kuddûsî, Hicaz’dan Bor’a döndükten sonra, birçok din düşmanının düşmanlıkları sebebiyle, on üç yıl kadar evinde inziva hayâtı yaşadı. Bu arada, bir gün Cumâ vaktinden önce bir tanıdığı, misâfir olarak evine geldi. Cumâ vakti yaklaştığı hâlde Ahmed Kuddûsî hiçbir acelecilik göstermedi. O zât Cumâya gitmek için izin istedi. Ahmed Kuddûsî; “Biraz daha beklesen iyi olacaktı. Namazdan sonra seni beklerim.” buyurarak misâfirini uğurladı. Cumâdan sonra biraz gecikerek gelen misâfir zât, yemekle berâber tâze hurma ve o mevsimde Bor’da olmayan tâze sebzeler ikrâm edilince, çok şaşırdı ve; “Efendim, hurma ve sebzeler buranın olamaz. Siz Cumâyı nerede kıldınız?” diye sorunca, Kuddûsî hazretleri; “Evlâdım söz dinleyip, biraz daha beklesen, ihlâsının karşılığını görecek, bizimle birlikte sen de Cumâyı Kâbe-i muazzamada kılacaktın.” buyurdu.

    O devrin ileri gelenlerinden makam sâhibi biri, bir sohbette; “Zamânımızın büyük velîsi kim ise onunla görüşmek istiyorum.” diye yakınlarına sorar. Bunun üzerine orada Kuddûsî hazretlerini tanıyan biri; “Zamânımızın büyük velîsi Ahmed Kuddûsî’dir.” deyince, kendisini İstanbul’a dâvet ederler. Ahmed Kuddûsî, İstanbul’a gelip huzûra girince, orada bulunan kimseler, onun taşralı kıyâfeti ile huzûra girmesini pek beğenmeyip, yukarıdan bakıcı bir tavır takınırlar. Ahmed Kuddûsî sohbet sırasında hiç konuşmaz. O makam sâhibi kimse; “Şeyh efendi! Siz de bir beyân buyursanız.” deyince; “Efendim! Bendeniz ilmi olmayan bir kişiyim. Huzûrunuzda konuşmaya hayâ ederim. Ancak emrinize uyarak başımdan geçen bir hâdiseyi anlatayım.” diyerek şu hikâyeyi anlatır:

    “Bir gün bendeniz Sarayburnu’nda sahil boyunca gezerken, çok güzel bir hanım sandala bindi. Gönlümü cezbeden bu güzelin peşinden başka bir sandala binerek, onu tâkib ettim. Üsküdar iskelesinde karaya çıkıp, falan sokaktaki büyük bahçeli konağa giren bu hanımı bir daha göremedimse de aslâ unutmadım. Gönlüm onun hicrânı ile rahatsızdır efendim.”

    O makam sâhibi kimse, bu hikâyeyi duyar duymaz, yanında bulunanların hepsini dışarı çıkararak, Ahmed Kuddûsî’ye; “Efendi, anlattığınız benim halen içinde yaşadığım elemli hâlimin ifâdesiydi. Şu anda ise o dertten kurtuldum. O hanım gönlümden silindi.” dedi. Sonra Kuddûsî hazretlerine görülmemiş ihsânda bulundu.

    Yine bir gün sultan, huzûrunda bulunanlara; “Şu avucumda gizlediğim şeyi tahmin etmenizi istiyorum.” dedi. Herkes bir şey söylediyse de kimse bilemedi. Bir köşede oturan Ahmed Kuddûsî’ye; “Siz de bir tahminde bulunun.” dediler. Ahmed Kuddûsî de; “Yedi iklim ve yedi deryâyı gezdim. Bir balığı, yavrusunu arar gördüm.” dedi. Meğerse pâdişâhın avucunda küçük bir balık varmış. Bunun üzerine Ahmed Kuddûsî’ye tâzim ve ikrâmda bulunularak, sarayda kalması teklif edildi. Fakat o; “Ben âciz bir kulum, burada kalsam dünyâ imtihânından berât edemem.” buyurdu ve kalmayı kabûl etmedi.

    Bir süre İstanbul’da kalan Ahmed Kuddûsî, Bor’a döndü. Bor’da iken birgün sultan, Bor’a iki memur gönderip, onun durumunu öğrenmek istedi. Gelen memurlar onu bahçesini bellerken buldular. Ahmed Kuddûsî hazretleri onlar daha bir şey söylemeden; “Siz İstanbul’dan geldiniz. Bizim bir şeye ihtiyacımız yok.” buyurdu. Onlar; “Pâdişâhımız bizi vazifeli gönderdi. Size tahsîsât bağlayacağız.” dediler. Ahmed Kuddûsî onlara; “Açın eteğinizi” diyerek her ikisinin eteğine birer kürek toprak döktü. İki memur bu toprakların altın olduğuna şâhid oldular. Bu sefer Ahmed Kuddûsî; “Eteklerinizdekileri dökün.” deyince hemen yere döktüler. Bu defâ toprakların yılan-çiyan olduğuna şâhid oldular. Ahmed Kuddûsî; “Evlâtlarım! Allahü teâlânın keremi ile bizim pâdişâhımızın tahsîsatına ihtiyâcımız yoksa da, fukarâ ve âcizlere dağıtmak için bırakın.” diyerek bu tahsîsâtı bir müddet alıp yoksullara dağıttı.

    Ahmed Kuddûsî, bir gün Konya’ya giderek, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin kabrini ziyâret etmek istedi. Türbenin önüne vardığı zaman, türbedâr kapıları kilitleyip gidiyordu. Türbedâra türbeyi açması için ricâlar edip çok yalvardı. Fakat türbedâr; “Akşam oldu, açma müsâdesi yoktur.” diyerek kesin bir şekilde reddetti. Bunun üzerine Ahmed Kuddûsî şu medhiyeyi okumaya başladı;

    Sensin velîler şâhı,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!
    Affet şu ben gümrâhı,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Bed-kâr-u-âvâreyim,
    Pür-zenb ü bî-çâreyim,
    Âsî yüzü kâreyim,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Gâyet azîmdir câhın,
    Mahbûbısın Allah’ın,
    Dâr-ül-emân dergâhın,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Sen şol ulu sultânsın,
    Ki server-i merdânsın,
    Hem ma’den-i irfânsın,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Çün tıfl iken ey Sultân,
    Eflâki etdin seyrân,
    Oldu melâik hayrân,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Muhtâcınam in’âm et,
    Mihmânınam ikrâm et,
    İhsânını itmâm et,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Kapunda çok muhtâcân,
    Erer murâda her ân,
    Devrinde sürer devrân,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Bencileyin yok gümrah,
    Lâkin dedim eyvallah,
    Geldim sana şey’en lillah,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!

    Âriflerin sultânı,
    Dertlilerin dermânı,
    Kuddûsî’nin cânânı,
    Yâ hazret-i Mevlânâ!


    Son dörtlüğü söylediği anda, kapılar kendiliğinden açıldı. Ahmed Kuddûsî, türbedârın şaşkın bakışlarından habersiz, ziyâretini yaparak oradan ayrıldı. Ertesi gün bu hâdiseyi duyan Mevlevî şeyhleri ile bir kısım ulemâ; “Bu mutlakâ Bor’lu Kuddûsî’dir.” dediler.

    Medîne-i münevverede saatçılık yapmakta olan Ali Osman isimli İzmirli bir Türk vardı. Bu zât Medîne-i münevvereye hicret ettikten bir müddet sonra, mesleği olan işi yapmak üzere bir dükkân açmak için izin almaya çalıştı. Uzun süre bunu sağlayamadı. Parası bitti. Bir gece Allahü teâlâya iltica ile yalvardı. O gece rüyâsında esmer, kır sakallı, uzunca boylu bir zât; “Evladım, resmî dâireye girdiğinde sağ tarafında gördüğün şu üçüncü şahsa mürâcaat et. Gerisine karışma buyurdu. Ali Osman Efendi sabahleyin doğruca denilen şahsın yanına gitti. O şahıs, Ali Osman Efendi’ye; “Seni Kuddûsî hazretleri mi gönderdi? Git hemen dükkânını aç, işine başla.” dedi. Ali Osman hemen gidip dükkânı izin almış gibi açtı. O şahıs izin belgesini sonradan gönderdi. Bir müddet sonra rüyâsında aynı zâtı gördü. O zât; “Oğlum bana Kuddûsî derler. Cebine bir hediye koydum, onu al ve amel et.” dedi. Ali Osman Efendi uyandığında cebinde Kuddûsî hazretlerinin şu şiirinin yazılmış olduğu kâğıdı buldu:

    Ey rahmeti bol pâdişâh,
    Cürmüm ile geldim sana,
    Ben eyledim hadsiz günâh,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Hadden tecâvüz eyledim,
    Deryâ-yı zenbi boyladım,
    Ma’lûm sana ki neyledim,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Senden utanmayup hemân.
    Ettim hatâ gizlü ayân,
    Urma yüzüme el-emân,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Aslım çü bi katre menî,
    Halk eyledin andan benî,
    Aslım denî, fer’îm denî,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Gerçi kesel fısk-ü-fücûr,
    Ayb-ı-zelel çok hem kusûr,
    Lâkin senin adın Gafûr,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Zenbim ile doldu cihân,
    Sana ayân zâhir nihân,
    Ey lutfü bî-had Müste’ân,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Adın senin Gaffâr iken,
    Ayb örtücü Settâr iken,
    Kime gidem sen vâr iken,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Hiç sana kulluk etmedim,
    Rah-ı rızâna gitmedim,
    Hem buyruğunu tutmadım,
    Cürmüm ile geldim sana.

    Bin kerre bin ol pâdişâh,
    Etsem dahî böyle günâh,
    Lâ-taknetû yeter penâh,
    Cürmüm ile geldim sana.

    İsyânda Kuddûsî şedîd,
    Kullukda bir battal pelîd,
    Der kesmeyip senden ümîd,
    Cürmüm ile geldim sana.


    Ali Osman Efendi, o günden sonra bu şiiri okumadan işine gitmedi ve verilen vazifeleri devamlı yaptı.

    Ahmed Kuddûsî hazretleri, gerek şiirlerinde, gerekse mektup ve sâir yazılarında, hak yolundaki tehlikelere dikkatleri çekerek, bu yoldaki sâdıklarla, sapıkların hâl ve durumlarını tekrar tekrar anlatmaktadır. Ehl-i dünyâ ile mülhid ve dinsize yaklaşmamayı, câhil ve inatçı sofulardan kaçınmayı, küfür ehli ile münâfıklardan şiddetle sakınmayı, hased, kin, istihzâ ve nemîme, dedi-kodu ehlinden uzaklaşıp onlarla berâber olmamayı tavsiye ederek, şöyle buyurmaktadır:

    Nâr-ı ışk ile yanup kül olmayan nâdân’a yuf,
    Ölmeden evvel ölüp dirilmeyen bî-cân’a yuf.

    Kadrini uşşâk-ı Hakk’ın bilmeyüp ta’n eyleyen,
    Bed-kelâmu bed-likâ vü bed-nefes hayvâna yuf.

    Zu’m eder ki özi yahşı tâgiyândır ehl-i ışk,


    Mü’minin budur nişânı ki seve mü’minleri,
    Ehli, îmâna adâvet eyleyen düşmana yuf.

    Söyleyup elfâz-ı küfr-i güldürür nâs-ı müdâm,
    Dinleyüp ânın kelamın gülüşen yârâna yuf.

    Ger gazâb eylersen kalmaz anda aslâ akl-u-dîn,
    Bî-vefâ vü akl u hem bî-dîn ü bî-îmâna yuf.

    Kârıdır gamz u nemîme kizb ü sebb ü ifk’ü zem,
    Hak içinde fitne îkâz edici fettâna yuf.

    Öğredirler anı hassad şeyhe dahl eyle deyu
    Öğreden hassade hem şeyhine taş atana yuf.

    Îtirâzı cenâb-ı Hakka hem Cebrâile,
    Şeyhime etmez mi ya ol âsî-i Rahmân’a yuf.

    Asdıkâ’yı fırka fırka eyleyûb iblîs kişi,
    Ara yerde ceng-i gavga buğz-u-kin koyana yuf.

    Nan-ı nîmet ıyş u sohbet hakkının isyân edip,
    Şol kuduz hayvan gibi her gördüğün kapana yuf.

    Çün âyân oldu bu yüzden, dostumuz düşmanımız,
    Bize dostluk gösterip gizlü adû olana yuf.

    İsteyen bizim rızâmız varmasun hiç yanına,
    Bize rağmen ol sefîhin yanına varana yuf.

    Etmeniz anınla ülfet, ey bizim ahbâbımız,
    Pes dedik ol münkire yuf, hem ana uyana yuf.

    Hâsılı anda vefâ yok, n’eyleriz lâkin ana,
    Taş verüp Kuddûsî’ye ur deyü’ben salana yuf.


    Yine birçok şiirinde Allahü teâlânın rızâsını taleb etmeyi, mal, mevkî, şöhret ile dünyâya ve maddeye âit her şeyin sevgisini kalbden çıkarmayı tavsiye etmekte, kalbde yerleşmiş sevgisi olmayan; mal, mülk, makam ve mevkînin de bir mahzuru olmadığını belirtmektedir. Ahmed Kuddûsî, İslâmı tek bir bütün olarak görür. İslâmiyete uyanı ve İslâmın yüceliğini anlatmak için, devrindeki sağlam idârecilerle pâdişahları birçok defâ methetmiş ve onlara itâatı tavsiye etmiştir. Müslümanların eğer fitneye uyup, din ve devletine ihânet etmezse, yer ve gök ehlinden duâ ve yardım alacaklarını, şâyet din ve devletine ihânet ederlerse zulüm ve belâlara uğrayacaklarını belirterek şöyle buyurmaktadır:

    Zulm eylemez nâsa zerrece Hudâ,
    Lâyık olduk geldi bize bu şifâ,
    Amele göredir herkese cezâ,
    Taksîr iden lâ-büd cezâsın bulur.

    Kalbinden adâlet merhamet gitti,
    Pâdişâhı bize musallat etti,
    Emr-i Hallâk ile halkı incitti,
    Anlamayan onu kul itti sanır.

    Uzattın kat’et sözün Kuddûsî,
    Uyandırmak kasdın pend idip nâsî,
    Vir nefsine öğüt ey kalbi kâsî,
    Gözsüzleri nice edebilir kör.


    Ahmed Kuddûsî, farz, vâcib ve sünnet olan ilimleri bilip, kendisine kâfi olanını öğrendikten sonra, ilmi ile amel ederek, Allahü teâlâyı anmaya devâm etmeyi bütün eserlerinde tekrarlamaktadır. Baş olmak, dünyâlık elde etmek veyâ halkı başına toplayıp, onların hürmet ve hizmetlerini celbetmenin, insanı şeytana oyuncak edeceğini tekrar tekrar anlatan Ahmed Kuddûsî; Azâzil’i (şeytanı), Bel’âm bin Baûrâ’yı, Bersisa’yı ve sahâbeden iken dünyâlıklara mağlûb olan Sa’lebe’yi anlatmaktadır. Allahü teâlâya kulluğu, Allahü teâlânın emri için yapmayı, yeterince ilim ve bilgiyi kazanıp farz-ı ayn olan bilgileri edinmeyi, bu şartların kazanılmasından sonra da ihlâs ile zikir, fikir ve şükür ibâdetlerini gücü yettiği nisbette yerine getirmeyi tavsiye etmektedir.

    Ahmed Kuddûsî, Kuddûsî mahlasını almasını şöyle anlatmaktadır.

    Ben, daha doğmadan önce ana karnında iken, Kuddûs Kuddûs diye Allahü teâlâyı zikr ediyormuşum. Birgün annem babama bu durumu söyleyince, babam; “Kimseye söyleme bu oğlumuz kemâl sâhibi olur inşâallah.” demiş.

    1849 (H. 1265) senesi Cemâzilâhır ayında Bor’da vefât etti. Vasiyeti üzerine Eski Mezarlık’a defnedildi. Aynı gün köylünün biri kırılan saban demirini tamir ettirmek üzere Bor’a geldiğinde çok kalabalık bir cemâatın cenâze namazına hazırlandığını görünce, abdestini tazeleyerek cenâze namazını kılar. Hemen işine dönmek niyetinde olduğundan, yakındaki bir demirci dükkanına girerek, tamir etmesi için saban demirini ustaya verir. Demirci, ocağa koyduğu demirin bir türlü kızarmadığını, saatlerce uğraştığı halde dövülecek hale gelmediğini görünce şaşkın bir halde düşünceye dalar. Bu sırada yakın bir tanıdığı dükkana girer. Demirci durumu ona anlatır. O da köylüye; “Sen nerelisin, bu demiri nereden getirdin?” diye sorar. Köylü; “Ben filan köydenim. Bu demir, dün çift sürerken bir kayaya takılıp kırıldı. Tamir ettirmek için bugün buraya getirdim. Şehre girdiğimde eşini görmediğim bir cemâata katılarak cenaze namazını kıldıktan sonra doğru bu dükkana geldim.” deyince o kişi; “Senin, adını sormadan namazına iştirâk ettiğin büyük evliyâ, âşık-ı Hak Şeyh Ahmed Kuddûsî hazretleriydi. Allahü teâlâ, değil onun namazını kılanı, o cenâzede hazır olan âlet ve edevâtı da ateşten muhâfaza etmiştir.” der. Îmân sâhibi olan bu köylü, yeni bir saban alıp köyüne döner.Son yıllarda mezarlıkları şehir dışına nakletme hususundaki genel bir karar üzerine, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kabri bugünkü kabristandaki ziyaretgâh olan yerine nakledildi. Bu nakil esnâsında halk karşı çıkmış ise de, devrin kaymakamı, belediye başkanı ve jandarma komutanı olaya müdâhale ederek, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kabrine karşı hoş olmayan bâzı sözler sarfedip, edep dışı davranışta bulundular. Hepsi bir belâya mâruz kaldılar. Kabr-i şerîfi yıkmaya kimse râzı olmayınca hapishaneden getirilen mahkûmlar, kabri yıktı. Bu esnâda orada olan jandarma komutanı kabrin taşına tekme vurarak kazın diye emir verdiği anda yere düşerek beni kurtarın diye bağıra bağıra öldü. Kabri açtıklarında, Ahmed Kuddûsî hazretlerinin kefeninin bembeyaz duruyor olduğunu gördüler. O anda kabirden çok güzel bir koku etrafa yayıldı. Yine o gün hava çok sıcak iken, semâ âniden bulutlanarak yağmur çiseleyip serinlik ve ferahlık hâsıl oldu. Ahmed Kuddûsî hazretlerinin nâşı yeni kefene sarılarak bugünkü kabrine nakledildi.

    Ahmed Kuddûsî’nin eserleri şunlardır: 1) Dîvân-ı Kuddûsî, 2) Külliyât-ı Kuddûsî Efendi: Bu külliyât, şu eserlerden meydana gelmiştir: Dîvân, Pendnâme, Vasiyetnâme, İcâzetnâme, Nesâyih-ı Ahmed Kuddûsî, Hazînet-ül-Esrâr ve Ganîmet-ül-Ebrâr, Medâyıh Risâlesi, Muhtasar Tıbb-ı Nebevî, Mektuplar. Ahmed Kuddûsî

    Vasiyetnâmesi

    Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki: Allahü teâlâya ve Resûlüne sallallahü aleyhi ve sellem itâat edesiniz, benim için ağlamayasınız. Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının akabinde birkaç komşu ile cenâze namazımı kılıp, Eski Mezâr’da uygun bir yere defnedin. Halka zahmet olmasın. Beni medhetmeyin. Zîrâ kabirde bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı diye melekler sorarlarmış. Hemen duâ ve istigfâr edin. Kur’ân-ı kerîm ve tevhîd okuyup, rûhuma hediye edersiniz. Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat alasınız. İnşâallah bana ve size faydalı olur. Beni seven talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler. Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır. Zikr ederken Allahü teâlânın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir.

    Kefenimi Niğde bezinden yapın. Cesedime ve kefenime yazı yazmayın. Kabristanda tegannî ile Kur’ân-ı kerîm okuyarak, oradaki müslümanları bıktırmayın. Allahü teâlâ benden râzı olur ise, tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter. Allah korusun râzı olmaz ise her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez.

    İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin. Dostlarınızın ne kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve ihsân edin. Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın. Ekseri sihir ve simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler. Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve Allahü teâlânın ism-i şerîfini bilip söylemeyen kimselerin üzerine kopacakdır. Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin hevâsına tâbi ve Allahü teâlânın mekrinden emîn olmayasınız. İblis ve emsâlini düşünesiniz. Sâlih amel işledikten sonra hamd ve şükür etmeli. Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur ise hemenn istigfâr etmeli, Allahü teâlânın rahmetinden ümîd kesmemeli. Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz

    ._______KAYNAKLAR

    1) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.150

    2) Sicilli Osmânî; c.4, s.58

    3) Kuddûsî Dîvânı

    Kaynak: tasavvuf ve sufiler

     

    About these ads

    12 Yanıt to “AHMED KUDDUSİ HAZRETLERİ”

    1. AHMED DOĞ demiş

      slm
      nasılsınız ben kayseriden kuddusi hazretlerinin en aciz müridi olan AHMED’İ MUHAMMED FAZLASINA GEREK YOK CİMLETEN SLM

    2. AHMED DOĞ demiş

      slm
      syn: nide bor müritleri ve Allah dostları sizlerden ricam bu sayfaya kuddusi hz ilahilerinden koyun lütfen biz onu özledik bari ilahileriyle teselli bulalım slm Allah cumamızı mübarek eylesin

    3. AHMED DOĞ demiş

      CÜMLETEN SLM ALLAHIN RAHMETİ BEREKETİ HEPİNİZİN HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN PEYGAMBER EFENDİMİZ VE ONUN ASHABINA SALAT VE SELAM OLSUN SN:NİDE BOR VE ALLAH DOSTLARI SİZE DAHA ÖNCE ANLATTIGIM GİBİ KUDDUSİ HZ İLAHİLERİN DEN LÜTFEN SİTEYE KOYARMISINIZ BİZDE YARARLANALIM DİNLEYELİM ALİ EREN EFENDİME SLM SİZLEREDE GÖNÜL DOLUSU SLM OLSUN

    4. AHMED DOĞ demiş

      NİĞDE BORDADIR TÜRBESİ
      AŞIKLARIN CANANESİ
      GÖNÜLLERİN AŞK PERDESİ
      CANIM AHMED’İ KUDDUSİ

      TÜRBESİN ÖNÜNDE YAMAÇ
      AŞKINDAN EYİLMİŞ AĞAÇ
      GÖNÜLLERE TABİB İLAÇ
      CANIM AHMED’İ KUDDUSİ

      DERGAHIN ÖNÜNDE EVİ
      EVİNİN ÖNÜNDE KENDİ
      ZİKRİN EDER CEHRİ CEHRİ
      CANIM AHMEDİ KUDDUSİ

      BOR MEYDANINDA MAKAMI
      KARŞISINDA SALTUK HANI
      SAGI SOLU ALLAH AŞKI
      CANIM AHMEDİ KUDDUSİ

      ACİZ AHMED AŞIK SANA
      SENİ ARAR YANA YANA
      BAS BENİ SENDE BAĞRINA
      CANIM AHMEDİ KUDDUSİ YAZAN: AHMED DOĞ

      BU İLAHİ KENDİ ESERİM OLUP NİĞDE BORA GİDDİGİM GÜNÜN ERTESİ GÜN GECE SAAT:03:37 YAZDIM BÜYÜK FEYİZ VE MUHABBET BULDUM ALİ EREN EFENDİMİZ BANA BİR GECE RÜYAMDA ‘AHMEDİ KUDDUSİ DEDİ” ALLAH FEYZİMİZİ MUHABBETİMİZİ ARTIRSIN SLM

    5. funny facts demiş

      I was wondering, do you had any more blogs?

    6. AHMED DOĞ demiş

      SLM ABİYLERİM BİZİM KADRİ CEMAATİN DEN BİR İNSAN HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU YUNUS EMRE KARDEŞİMİZİN RUHUNA ELFATİHA LÜTFEN ALLAH RIZASI İÇİN BİR YASİN OKUYUP GÖNDERELİM

      YUNUS EMRE SANA İRŞET EYLEDİ
      ACİZ AHMED ONA İKBAL EYLEDİ
      GÖREN İKİ GÖZÜM ONU GÖRMEİ
      KÖR OLSUN BU GÖZLER YA RASUL ALLAH

    7. Ali İhsan Aksöz demiş

      Sevgili gönül dostları,Ne mutlu ki Allah-ü tealanın sevgisini kazanmış olan Ahmed Kuddusi hz,Sarı Saltuk hz, gibi yüce değerlerimizin yaşadığı,havasını teneffüz ettiği,okçu ve bektaş sularını içerek ekmeğini yediği Borda ,hem de aynı mahallede doğmuş büyümüş olmam.Dilerim biz günahkar kullarını da affeder,yolumuzu aydınlatır,sevgisini esirgemez bizlerden.

    8. furkan bey demiş

      niğde borluyum, amma velakin trabzon/akçaabat ilçesinde ikamet ediyorum 30yıldır…kuddusi k.s hazretlerine bağlıyım ne hoş şu mezarının,kabrinin görüntüsü . hak teala bizleri de şefaatlrine dahil eylesin evliyaların,alimlerin yaptığı duaların yüzü suyu hürmetine dualarımı kabuul eylesin furkan/ akçaabat trabzon

    9. EREN demiş

      ihvan kardeşlerim bende gurbetten yazıyorum bu mesajı sizlerebende sizler gibi kuddusi hazretlerine layık evlat olmaya ve onun himmetini bekleyen aciz bir kulum sizleri hep bir arada görmek ve buraya bi kaç bişey yazmadan geçmek olmadı

    10. erdal ihvan demiş

      selam ihvan kardeslerim ben kendim makedonyaliyim ve suan almanyada yasiyorum.

      Ahmed Kuddusi sahimiz
      hem sahimiz sultanimiz
      Borda bizim mekanimiz
      Kadiriyiz Kadiriyiz

      Ali efendimiz Borda
      kalplerimiz dayim orda
      bizim kisi büyük sevda
      Kadiriyiz Kadiriyiz

    11. büşra demiş

      s.a herkese borlu ali eren efendinin sitesi yada resimleri varmı acaba bi bilgisi olan varsa lütfen cevaplayın ben izmirdeyim gerçekten çok önemli benim için a.e.o s.a

    12. mehmet demiş

      ben kuddusi hz rine hayranım zaten bende nigdeliyim allah kuddusi hz rini inşallah bize kıyamet gününde gösterir

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logo

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter picture

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook photo

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ photo

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    Diğer 25 takipçiye katılın

    %d blogcu bunu beğendi: