Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 1,059,297 Sayfa izlenimi
  • GÖNENLİ MEHMET EFENDİ – HATIRALARI -

    Yazar seyyahin Mayıs 12, 2007

    (EKREM ABİ)

    Hocamızla uzun yıllar beraber olmuş Ekrem Abimiz zamanın büyüklerinden Beykozlu Hacı Osman Efendi’ye gidermiş. Bir gün Osman Efendi Hazretlerine güzel bir uslubla “Efendim, bizi kime emanet edeceksiniz?” diye sormuş. Osman Efendi Ekrem Abimizin elini alıp ayasına bakmış ve şöyle söylemiş: “Ben sizi ancak Gönenli Mehmed Efendi’ye emanet ederim.” Ara sıra sağlığında onu hocamıza göndermiş. Osman Efendi dünyasını değiştirince tamamen hocamıza devam etmeye başlamış ve hiç bir defa ayrılmamış. Ekrem Abi sanki Hocamızın bir bedeni bir eli bir gözü bi ayağı ve çarpan bir kalbi olmuş.(EKREM ABİ)

    Hocamızla uzun yıllar beraber olmuş Ekrem Abimiz zamanın büyüklerinden Beykozlu Hacı Osman Efendi’ye gidermiş. Bir gün Osman Efendi Hazretlerine güzel bir uslubla “Efendim, bizi kime emanet edeceksiniz?” diye sormuş. Osman Efendi Ekrem Abimizin elini alıp ayasına bakmış ve şöyle söylemiş: “Ben sizi ancak Gönenli Mehmed Efendi’ye emanet ederim.” Ara sıra sağlığında onu hocamıza göndermiş. Osman Efendi dünyasını değiştirince tamamen hocamıza devam etmeye başlamış ve hiç bir defa ayrılmamış. Ekrem Abi sanki Hocamızın bir bedeni bir eli bir gözü bi ayağı ve çarpan bir kalbi olmuş.

    Bu öyle bir sevgi bir saygı bir muhabbet ki Ekrem Abimiz Hocamızı anlatırken evde uyur kalırım da onu gideceği yere geç bırakırım korkusuyla yatağında tedirgin yatar, imsaktan hemen sonra çıkar, Hocamızın kapısının önünde beklermiş. Ekrem abimizin bu davranışı ve hali bizleri geçmişteki güzel dostluk örneklerine götürür.Resulullaha yakınlığıyla bilinen Ebu Bekir Sıddık, Mevlana Celaleddin ve Şemsi Tebrizi, Üftade Hazretleri ve Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Taptuk Emre ve Yunus Emre, Fatih Sultan Mehmed ve Akşemseddin Hazretlerinin dostlukları nasıl güçlü bir yakınlık ifade ediyorsa Gönenli Mehmed Hoca ve Ekrem Abimizin muhabbetleri de böyledir. Ekrem abimiz bağlılığı ile itaatiyle sadakatiyle ve sevgisiyle hal ve davranışlarıyla hocamıza vefatine kadar hizmette ve saygıda kusur etmemiştir. Hatta Hocamız ” Bu çocuk bizim arkamıza kalırsa dayanamaz. ” diye sık sık Allah (cc) onlara bahşettiği sevgiyi dile getirirdi.

    Ekrem beyin vefatından önce hocamız “bu hafta derslere gelemeyeceğim sizler de evinizde dinlenin. Havalar biraz sıcak oldu” demesi üzerine sohbetlerine devamlı gelenler “Allah Allah Hocamız karda tipide yağmurda çamurda en sıcak günlerde bile derslerini aksatmazdı. Neden böyle söyledi bunda bir iş var? ” diye şüphelendiler. Hakikaten bir iki gün içinde durum ortaya çıktı. Sanki Allahu Teala Hocamıza beyan etmiş. Allahu Alem öledir. Ekrem Abimiz vefat eder. Hocamız onun için cemaatine bu hafta gelmeyin demiştir.

    Reisü’l-kurra ve hâdimu’l-Kur’ân Gönenli Mehmed Efendi; Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi (k.s.) hakkında “Sâmi Efendi bu ümmetin en büyüğü idi. Başka ne söylense boştur ” demişti.

    BENİM SIRRIM

    Gönenli Mehmet Efendi, Sultan Ahmet Camii’ne tayin edilince çevreyi incelemiş. Fakir ve düşkün kimseleri bulup ilgilenmek istemiş. O civarda oturan âmâ (kör) bir kimseyi tespit edip ziyaretine gitmiş. Selâmdan sonra:–Efendim ben Sultan Ahmet Camii’ne imam geldim. Hem sizi ziyaret etmek hem de üzerime düşen bir görev varsa onu ifa etmek isterim, demiş. Âmâ adam:–Allah razı olsun, hoş geldiniz, demiş.

    Hocaefendi:

    –Maaşınız falan var mı? diye sormuş.

    –Hayır, yok, cevabını vermiş adam.

    Hocaefendi:

    – Peki, başka yerden geliriniz falan? demiş.

    Âmâ adam:

    –Hayır, herhangi bir gelirim yok! demiş.

    –Peki, neyle geçiniyorsunuz, diye sorunca; âmâ öfkelenmiş:

    –Bundan size ne efendi? Bir de imamsınız, rızık haa! Rızık kimden hoca? Gidebilirsiniz!… diye konuşmuş.

    Hocaefendi çıkmak zorunda kalmış. Lâkin o gece gözüne uyku girmemiş. Ertesi gün sabah yine gitmiş ve kapıyı çalmış. Âmâ adam içeriden:

    –Kimsin? diye seslenmiş. Hocaefendi:–Dün kovduğun yüzsüz imam, cevabını vermiş. Âmâ adam kapıyı açmış:

    –Gene neye geldin? diye söylenmiş.

    Hocaefendi:

    –Hiç efendim, ziyaretinize geldim. Beni bin defa kovsanız da yine geleceğim. Yine geleceğim, demiş. Âmâ adam:

    –Adın ne senin, ne derler sana? demiş.

    Hocaefendi:

    –Adım Mehmet Öğütçü, efendim. Gönenli Hoca diye tanırlar beni, diye karşılık vermiş. Âmâ adam bunu duyunca:

    –Buyur gir içeri, konuşalım, diyerek içeriye buyur etmiş. Hocaefendi içeri girince âmâ adam:

    –Kusura bakma hoca, dün kalbini kırdım.

    Hakkını helâl et, demiş. Hocaefendi:

    –Estağfirullah efendim. Sizi dinliyorum, demiş. Âmâ adam şöyle anlatmış:

    –Benim sırrım şu hoca. Ben her gün kuşluk namazını kıldıktan sonra, “Ya Rabbi! Kuşluk senindir, güzellik senindir, nimet ve her şey senindir. Eğer rızkım gökte ise, yere indir. Yerde ise, çıkar. Uzakta ise, yaklaştır. Haram ise, helâl et. Dar ise, genişlet ve elime ilet.” diye dua ederim. Sonra ellerimi yüzüme sürer sürmez, biri gelir sağ dizime vurur. “Aç elini!” der. O günkü ihtiyacımı verir gider. Bu her gün böyle devam eder.

    Hocaefendi onu hayretle dinlerken âmâ adam sözlerine devam etmiş:

    –Aynı zat bugün de geldi ve sağ dizime vurarak benim kısmetimi verdikten sonra, sol dizime vurarak, “Bunu da Gönenli Mehmet Efendi’ye ver.” dedi. Al kısmetini!…

    Büyük âlim, fakirlerin ve talebelerin mânevî babası Gönenli Hocaefendi içli içli ağlamaya başlamış ve “İlâhî ya Rabbi! Hikmetinden sual olunmaz.” diyormuş.

    Hocaefendi şunu kendisi söylemiştir: “O âmâ adamdan bu mübarek kısmeti aldıktan sonra ömrü hayatımda hiç darlık çekmedim.”

    BU PARALAR NEREDEN GELİYOR?

    Ahmed Şahin Hoca anlatıyor: Herkes tanıyıp takdir etmez elbette Hocaefendi’yi. Nitekim çağırıldığı Aksaray Karakolu’nda saygısızca sual soran bir polis:

    - Bunca parayı nereden alıyorsun? Senin gizli kapaklı bir şeylerin olsa gerek, diye çıkışır. Tam o sırada içeriye giren bir başka polis:

    - Vay hocam, senin işin ne burada? diyerek hayretini ifade ettikten sonra elini cebine sokar:

    - Ben de seni arıyordum, Allah gönderdi.. diyerek çıkardığı bir tomar parayı uzatır:

    - Lütfen kabul buyurun, sizin yükünüz ağır! Bunca öğrenciye bakmak kolay değil der.

    Hocaefendi’nin saygısız adama cevabı tek cümlelik:

    - Şimdi anladın mı evladım bu paraları nereden aldığımı?.. Bu değirmenin suyunun nereden geldiğini?

    SABAH NAMAZI

    Talebelik yıllarına ait bir hatırası şöyledir: “Vaktiyle biz, talebelik yıllarımızda-Fatih’ten kalkıyor, Ayasofya’ya sabah namazı kılmaya koşuyorduk. Neden? Hafız İdris efendi Kur’an’ı çok tatlı okuyor diye. Hafız İdris efendi ne kadar okuyordu. Bir rekatta 20 sayfa okuyordu. Allah Allah. Bir rekatta yirmi sayfa okuyor, bal gibi okuyor. Onun için koşardık oradan Fatih’ten Ayasofya’ya..”

    ÖĞRENCİ YURDUNUN BORÇLARI

    Ahmet Şahin Hoca naklediyor:

    Anadolu’nun mahrumiyet bölgesinden gelmiş olan fakir köy çocukları bu yurtlarda kalır, bu üniversitelerde ders görür. Bu kadar yurt ve üniversiteye kim nezaret eder? Bir tek kişi:

    - Gönenli!..

    Gönenli bu yurtların hem levazımcısı, hem müfettişi, hem de müderrisi. Halk da mütevelli heyeti. Her caminin çevresi öğrencilerle dolup taşar. Yatsı namazında ise Sultanahmet Camii ihtiyaç temini için buluşma yeri. Mihraptan cemaate yönelen Hocaefendi, sayamayacağı kadar ihtiyaç sahibi öğrencilerle yüz yüze. İsteklere bir kulak kabartalım, neleri duyacağız:

    - Ceketim yok, ayakkabım yok, hastayım doktor ilaç yazdı, alacak param yok. Fırıncı ekmek vermiyor, borcumuzu ödeyemedik, sabah ekmeği nereden alacağız?..

    Bunların tek muhatabı Gönenli Mehmed Efendi

    Bir gün yüzünde bir burukluk hissederek soruyorum:

    - Bir sıkıntınız mı var? İçten gelen inilti ile cevap veriyor bana:

    - Fırıncıların geçen ayki paralarını ödeyemedim. Haber göndermişler, bizim de imkanımız sınırlı. Hocaefendi parayı ödemezse ekmek veremeyeceğiz çocuklara, demişler. Bu evlatlar aç kalırsa ne yaparız?

    Çaresini de hemen ekliyor arkasından:

    - Bari tiz bir müşteri çıksa da evimizi satabilsek. Müşteri de hemen çıkmıyor ki!..

    Ertesi gün yüzündeki burukluk gitmiş, tatlı bir tebessümle muhatap oluyorum kendisine. Öğrencilerinin başkanı seçtiği için açıklamada mahzur görmüyor bana.

    - İnşaallah iyi haberler var, diyorum.

    Tebessümünü daha da çoğaltarak cevap veriyor:

    - Tahmin ettiğin gibi. Gece dua edip gözyaşları içinde yattım. Sabah erkenden biri kapımı çaldı. Cüzdanını uzatıp ihtiyacım olan parayı almamı söyledi. Ben elimle almamakta ısrar edince, o kendi eliyle bir miktar para çıkarıp bana uzattı. Ben parayı alırken birden kaybolduğunu gördüm. Baktım ki para borcumun tamamını teşkil etmektedir. Bu ayı da böyle geçirmiş olduk. Gelecek ay için Allah Kerim’dir!..

    TÜRKLER

    …Bir başka vaazında şu ümitbahş ifadelerde bulunuyor: “Anlattım galiba size geçen aylarda. Birisi rüya görmüş. Görüyor ki rüyada Peygamber(SAV) koltuğunda bir kitapla gidiyor. Kitabın ucuna bakıyor, Türkçe. Peygambere(sav) :”Efendim koltuğunuzun altındaki kitap Türkçe mi?” deyince “Türkçe” demiş Peygamber(ASM), “Türkler dinimize çok hizmet etti, daha edecekler” demiş…

    YARDIM

    Zorda kalan bir adamcağız var hocam! Adam Müslüman ama dindar biri değil demişler. Cevaben; “İnsan olması yetmez mi oğul” demiş, yüklü miktarda para göndermiş.

    VEFATI

    Ahmed Şahin Hoca anlatıyor: “2 Ocak 1991, Gönenli Mehmed Hocaefendi’nin vefat günüydü. Cenazesine iştirak için gittiğimiz Fatih Camii’nin ancak avlusuna varabilmiştik. Öğleye yarım saatten fazla vakit olmasına rağmen içeriye girmek kabil olmadı. Avluda kulağımıza gelen söylentiler şöyleydi:

    - Cami içinde hafızlar, din görevlileri, hocaefendiyi sevenler hatim okuyorlar. Şu ana kadar cami dışında Kur’an kurslarında okunmuş olan hatimlerin sayısı sekseni bulmuştur. Cami içindeki de onaltıya ulaşmıştır. Öğle namazına kadar gayret edilecek, namazdan önce tahmin sayısının yüze çıkarılması sağlanacaktır…

    EVİ

    …Eline geçen bütün parayı hemen dağıtan Gönenli’nin acaba evi nasıldı? Talebelerinden İsmail Aycıl bey anlatıyor: “Duvarın dibinde bir divan, yerde daha önce bahsettiğim kilim duruyordu, o anda Resulullahın mübarek yüzlerinde iz bırakan hasır izlerini hatırladım. Allah dostları dünyaya bu kadar ehemmiyet veriyordu. Paranın içinde adeta yüzen ama evine getirmeden talebesine veren yetmediği yerde evini dahi elden çıkaran böyle bir zat gibi ne tarihte birini görüyorum, nede geleceğine inanıyorum.”

    Bir başka talebesi anlatıyor: “Tahsilimi tamamlayıp, İstanbul’da göreve başladığım yıllarda gönenli Mehmed Efendinin davetlisi olarak evine gittim. Ağırlandığım odadaki bütün eşya bir divan ile ortadaki bir halıdan ibaretti. Yirmi sene sonra, vefatından bir süre önce tekrar ziyaret nasip oldu. Eşyası yine bir divan ve bir halıydı. Mütevazı hayatı hiç değişmemişti.”

    Bediüzzaman’la Geçen Günlerim

    “l943′deki Denizli hapsinin arefesinde bir rüya gördüm. İşte polislerin gelmesi bu rüyanın akabinde idi. ‘Emir böyle. Fakat yanlış anlamayın. Benim dine karşı saygım var. İki gün size müsaade. Sonra gelip teslim olun’ dediler. Denizli Hapishanesine gidişim böyle oldu.

    “Üstadın yanına gidince, bana ‘Hoş geldin Muhammed Efendi, hoş geldin. Sen burada lâzımdın. Korkma! Korkma!’ dedi. ‘Korkum yok efendim’ dedim.

    “Hapishaneye girenlere sorarlar mı bilmiyorum. Bana ‘Neresini istiyorsun?’ diye sordular. ‘İdamlıklar nerede ise, orasını’ diye cevap verdim. Katillerin arasında yaşadık. Üstadla görüştük. Mahkemeye gidip geldik, beraber kelepçelendik. Bazen Üstada Kur’an okudum. İşte böyle, elhamdülillâh, tatlılandık, lezzetlendik.

    “Aradan yıllar geçti. İstanbul’a geldiğini haber aldım. Fatih Camiine davet ettim. ‘Başkalarına haber vermez ve beni halka göstermezse gelirim’ demiş. Derhal Hünkâr mahfilini hazırlattım. Sonra camiye geldi. Hünkâr mahfilinde, imamlığında namaz kıldık. Allah’a şükür, arkasında namaz kılmak da nasip oldu.

    “Bir husus daha vardı. ‘Yâ Rabbi! Bu zâtın bende hiç kısmeti yok mu? diye düşünürdüm. Evime davet ediyordum, gelmiyordu. Devamlı olarak ‘Söyleyin Hafız Mehmed’e, Sakın sakın yanıma gelmesin’ diye hocalarla haber gönderiyordu.

    Bir Kurban bayramındaydı. Sabah namazından sonra kapı çalındı. ‘Muhammed kardaşım! Muhammed kardaşım!’ diye bir ses çağırıyordu. Kapıya çıktım. Baktım ki Üstad. Boynuma sarıldı ve ‘Sen Kur’ân’a çok hizmet ediyorsun. Benim yanıma gelenleri çok tâciz ediyorlar. Seni tâciz etmemeleri için, benim yanıma gelmesin, diye haber gönderdim’ dedi. Yanında talebeleri de vardı. ‘İstanbul’da hiçbir kimsenin evine gitmemeye karar vermiştim’ dedi. Yanındaki talebeye işaret etti. ‘Ver kabımı, kısmetimi versin’ dedi. Keramete bakınız. Daha önce ‘Bu zatın kısmeti yok mu?’ demiştim ya. Kısmetini almaya gelmişti. Evde yumurta tatlısı vardı. Ondan verdim.

    “Orada dedi ki: ‘Bir Müslüman bir beldede bulunduğu sırada bayram olsa, oranın din büyüğünü ziyaret etmek ona vâcibdir. Madem ki bu kardaşımız Hazret-i Kur’ân’a hizmet için ortaya çıkmış. Ben de onu bu beldenin şeyhülislâmı kabul ederek ziyarete geldim’ dedi.

    “Biz Kur’an’ın mânâsına çalışıyoruz, Gönenli Mehmet Efendi ise lâfzına çalışıyor. Onun talebelerini kendi talebelerim gibi Nur talebesi kabul ediyorum’ diyordu.” Hatta Üstad bunu söylediği vakit, birisi içinden, “Üstadım onlar Risale-i Nur okumuyor” deyince. “Cidden talebem olarak kabul ediyorum” diyor.

    Mübarek, maneviyât ehli Gönenli Hocaya, Denizli hapsine nasıl bir irtibat kurularak götürüldüğünü sordum.”Hadise sırasında, bir beldede benim ismimi de bulmuşlar, bunun üzerine bizi de alıp hapsettiler” diye cevap verdi.

    Hapishanede Üstada nasıl Kur’an okuduğunu ise şöyle anlattı:

    “Ben içerdeydim, Üstad ise avludan beni dinlerdi. ‘Muhammed Efendi Kur’ân okusun’ der, benim Kur’ân okumamı arzu ederdi.”

    TATİL

    Mehmet Doğramacı anlatıyor;Son devirde yaşamış Alim-Fazıl zatlardan, Reisül Kurra (Kur’an hafızlarının önderi) Gönenli Mehmed Efendi(Rh.a), idaresi altında bulunan Kur’an Kursları yaz dönemine girerken hocalardan rapor alır, son durumu tetkik edermiş.

    Kurslardan birinin hocası hastalanınca genç hafızlardan biri ile Hocaefendiye bilgi sunulmuş. Hafız: ”Efendim, hocamız kursta çok az öğrenci kaldığı için yaz dönemi temmuz ve ağustos aylarını tatil yapalım istiyor, izin verirseniz!” deyince o güzel insan şöyle buyurmuş:

    -Evladım, Hocana söyle, Kur’an tatil olmaz!… Kur’an tatil olmaz!.. Nefes almaya, yeme içmeye ara veremediğimiz gibi, Kur’an’a da ara veremeyiz! Bir daha duymamayım; Kur’an tatil olmaz, bunu böyle ilet hocana!.

    . Denizli Cezaevindeki Günleri

    Uzun yıllar Nur Risalelerine fedakârâne hizmet etmiş Selahaddin Çelebi anlatıyor;İstanbul’un meşhur hocalarından takva sahibi Gönenli Mehmed Efendi’den ders almaya başlayan Mehmed ismindeki dört adam katili, Kur’ân’ı hatmetmiş ve ‘Veddüha’dan aşağısına kadar ezberleyerek, imtihanı kazanmış bulunduğundan, mahkûmlara imamlık yaptığını gözümüzle gördük.

    “Son mahkemede merhum Hâkim Ali Rıza (Balaban) ve diğer hâkimler olayda suç unsuru olmadığını, kararın okunacağını ve ayağa kalkmamızı söylediler. Başta Üstad olmak üzere hepimizin beraetine oy birliği ile karar verilmişti. Daha önceleri Gönenli Mehmed Efendi ile izzet Turgut, biri rüyasında beraetimizi, diğeri murakabede, dokuz ay on gün sonunda beraetimizi müjdelemişlerdi.

    Bu öyle bir sevgi bir saygı bir muhabbet ki Ekrem Abimiz Hocamızı anlatırken evde uyur kalırım da onu gideceği yere geç bırakırım korkusuyla yatağında tedirgin yatar, imsaktan hemen sonra çıkar, Hocamızın kapısının önünde beklermiş. Ekrem abimizin bu davranışı ve hali bizleri geçmişteki güzel dostluk örneklerine götürür.

    Resulullaha yakınlığıyla bilinen Ebu Bekir Sıddık, Mevlana Celaleddin ve Şemsi Tebrizi, Üftade Hazretleri ve Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Taptuk Emre ve Yunus Emre, Fatih Sultan Mehmed ve Akşemseddin Hazretlerinin dostlukları nasıl güçlü bir yakınlık ifade ediyorsa Gönenli Mehmed Hoca ve Ekrem Abimizin muhabbetleri de böyledir. Ekrem abimiz bağlılığı ile itaatiyle sadakatiyle ve sevgisiyle hal ve davranışlarıyla hocamıza vefatine kadar hizmette ve saygıda kusur etmemiştir. Hatta Hocamız ” Bu çocuk bizim arkamıza kalırsa dayanamaz. ” diye sık sık Allah (cc) onlara bahşettiği sevgiyi dile getirirdi.

    http://www.kobiline.com

    About these ads

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logo

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter picture

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook photo

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ photo

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    Diğer 25 takipçiye katılın

    %d blogcu bunu beğendi: