Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 1,122,008 Sayfa izlenimi
  • KALBİN AHVALİ

    Posted by seyyahin Haziran 1, 2007

     

    MARİFET-İ İLAHİYYE TARİKAT-I ALİYYE

     

    KALBİN AHVALİ

    Evliyaullah hazeratı, kalp beş kısımdır buyurmuştur:

    Diri kalp,

    Uyanık kalp,

    Gafil kalp,

    Hasta kalp,

    Ölü kalp.

    İnsanın kalbi hallerini izah etmeden onun amelleri üzerinde biraz durmak gerekir.

    İnsanın amelleri, şer’i emirler veya yasaklardan birine tesadüf eder.

    Şer’ı emirler: Zahiri ve batıni emirler olmak üzere iki kısımdır.

    Zahiri emirler; namaz, zekat, hac ve oruç gibi.

    Batını (Kalbi) emirler; Allah’ a, meleklere, kitaplarına ve peygamberlerine inanmak. İhlas, rıza, istikamet, huşu ve tevekkül gibi.

    Şer’i yasaklar: Zahiri ve batını yasaklar olmak üzere şer’i yasaklarda iki kısımdır.

    Zahiri yasaklar; haksız yere cana kıymak, zina etmek, içki içmek ve başkasına ait malı gasbetmek gibi.

    Batıni (Kalbi) yasaklar ise; küfür, kibir, nifak, riya, gurur, kin ve haset gibi. Kalp, amellerin esası ve çıkış yeridir. Kalbin amelleri zahiri amellerin başlangıcıdır. Kalbin ifsadı, zahiri amelleri de bozar. Amellerin hepsi önemlidir. Fakat Allah indinde kalbi ameller bedenle ilgili amellerden daha önemlidir.

    İnsanın kalbine melekun varidat ve haller zuhur eder, akıl bunları vasf edemez. Kalbin yeri gönül ise de kalp gönlün ayıp ve noksanından beridir.Kalbin örtüsü nasuti ise de kendisi lahutidir. Kalbin hayatı ruh-i izafidir. Onun dört direği vardır: Tevekkül, tefviz, sabır ve rızadır. Kalbin kapıları da dörttür: İlim, zikir, hilim ve üns’ dür.

    Allahu Teala şöyle buyurmuştur:

    “(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, yarılır da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir. ” 102

    Bunun için Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem sahabenin kalplerinin ıslahına önem verir; onları Allah’a yöneltirdi. Muhakkak ki insanın güzel ahlaklı ve edepli olmasının, kalbinin nurlanmasına bağlı olduğunu bildirir, gizli olan kalbi hastalıkların şifası üzerinde durur ve onlara bu meselenin önem ve ehemiyetini anlatırdı.

    Peygamber Efendimiz buyuruyor:

    “Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o salah kesbederse cesedin tamamı salah kesbeder, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Agah olun bu et parçası kalptir.”103

    Allahu Teala ve tekaddes hazretleri

    “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur” 104 buyurur.

    İnsanların hayra veya şerre yönelmesinde aklın ve duyu organlarının kalp te gönderdiği havatırların önemi büyüktür. Havatır kalbe gelen fikirler demektir. Hayır veya şerden, kişinin dışarıdan duyduğu sesler, gördüğü suretler, kalbte bir iz bırakır. Evliyaullah hazeratı bu hakikate göz ve kulak kalbin casusudur diye işaret ederler. Kalp devamlı gelen havatırları terennüm eder.

    Kalbe aktarılan havatır rağbeti yönlendirir. Rağbet bir şeyi çok iştiyakla istemektir. Rağbet azmi doğurur. Azim; bir iş hakkında kat’i karar vermektir. Azim de niyetle neticelenir. Niyet ise, kalbin yapmak maksadıyla bir işe yönelmesidir. Hayra yapılan niyet bir nurdur, şerre yapılan niyet ise fısku fucurdur.

    İhlasın aslı da niyettir. Hakikati o niyeti temizlemektir, kemali ise sıdktır. Niyeti temizlemekten maksat, şeytanın vesvese, teşviş ve iğvasından, nefsin varta ve desiselerinden kalbi zikrullahla tasfiye ederek korumaktır.

    İhlas Allahu Teala’nın bir sırrıdır. Onu sevdiği ve seçtiği kulların kalbine koyar.

    Allahu Teala ve Tekaddes hazretleri iblise:

    Muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter. 105 buyurur.

    İblis de ihlaslı kullan azdıramayacağını şöyle itiraf eder:

    … yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlaslı kulların müstesna 106

    Şeyh-i arifan Mahmud Sami hazretleri şöyle buyurur: Şeytan_ aleyhi laane’nin vesvesesi bir anda kalbe uğrar geçer. Amma ne desisesi musırran ısrar eder, sahibini o günaha sürükleyene kadar nefis vazgeçmez. Nefsin hile ve desiseyi kalbe aktarmadaki hüneri şeytandan yetmiş misli daha eşeddir. Yegane kurtuluş seyyidül istiğfar ve zikrullahla nefsin tezkiye edilmesidir.

    Kalbin nurIanmasında veya kararmasında kalbe göz ve kulak yoluyla gelen havatırın etkisi çoktur fakat kalbin hangi halde buluduğunun, aklın neyle meşgulolduğunun önemi de büyüktür. Zikrulahla itminana ermiş bir kalbin dış ve iç düşmanın etkisiyle nurunu sönmesi biiznillah mümkün değildir. Fakat aklını fani alemin cüzlerine dağıtmış; aklı maaş olan kişinin, nifak ve günaha dalarak zaten hasta olmuş kalbinin, şeytanm veya nefsin azıcık bir etkisiyle vartaya düşmesi mümkündür.

    İbn-i Abbas radıyallahu anh anlatıyor: “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki: “Şeytan ademoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah’ı zikredince kaçar, gaflette ise vesvese verir.” 107

    Mürşid-i kamil olan seçilmiş velilerde ise ruh cesedin sultanı, akıl ruhun veziri, kalp de onun müftüsüdür. Allah’m izniyle şeytan teşviş ve iğvasıyla, nefis varta ve desiseleriyle mürşid-i kamile zarar veremez. Çünkü nefs-i safiye sahibi hazretlerin kalbIeri her an temkin ve huzur halindedir.

    Biliniz ki arif kulun kalbinin nuru iman, seması marifet, güneşi şevk, ayı muhabbet, yağmuru merhamet, meyvesi ahlak-ı hamide, sarayları himmettir. O halde mahlukatm mükerremi marifet ehlinin kalbidir; feyyaz-ı feyz-i Yezdandır. Her iki cihanm geçididir. Can aleminin gülistanıdır. İlim ve irfan hazinesidir. Lütf ve ihsan denizidir. Hazreti Rahman’ın evidir.

    Bunun delili şu ayet-i kerimedir.

    Allah celle celaluhu buyuruyor:

    “(Onlar) Kudretine nihayet olmayan Allah’ın sadakat meclisinde, huzuru kibriyasındadırlar”. 108

    Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem: “Muhakkak Allahu Teala cesetlerinize ve suretlerinize bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize nazar eder.” 109 buyurur.

    Allahu Teala Kur’ an-ı Kerim’de:

    “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” 110 buyurur.

    Cenab-ı Hakk’ın tecellisi müminlerin sadrınadır. Kalp de nazargah-ı ilahidir.

    Zahiri amellerin çıkış yeri olan kalp itminana erince mümin İstikametten ayrılmaz. Kalbin ıslahı Cenab-ı Allah’mın bizi sakındırdığı kötü amellerin terkiyle mümkündür. Kalp ıslah olursa o zaman hayat bulur, selim olur, kemale erer.

    Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

    “O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a selimü’l kalp ile gelenler müstesna. ” 111

    Selimü’l-kalbin üç alameti vardır:

    1- İnsan, hayvan, canlı, cansız cümle mahlukat ve eşyaya karşı şefkat ve merhamet üzere bulunup, kimseyi incitmemeyi ve kimse­den incinmemeyi şiar edinmek.

    2- Dünyalık ele girdiği zaman sevinmemek, elden çıktığı zaman da yerinmemek.

    3- Yapılan ibadet, taM ve duadan karşılık beklememek. Dünyada muvakkaten mevkuf makamında ubudiyet zinciri boynumuzda günümüzü beklemekteyiz. Çünkü biz kuluz. Nasıl ki köle efendisinden bir şey isteyemezse, bizim de Cenab-ı Hakk’tan bir şey istemeye hakk-ı sarihirniz yoktur. Her şey O’nun fazlu keremi, lütfu ihsanındandır. Her iş ve sözünde doğru ve dürüst olup, emrolunduğu gibi istikamet üzere bulunmalıyız. Göründüğün gibi olmak ve olduğun gibi görünmek de şiarımız olmalıdır.

    Bu edebi hasletleri kendisi için şi ar ve ihtiyat haline getirirse ol kimse için yolda kalmak ihtimali yoktur. Ve bir kimsede bunlar bulunmadığı müddetçe de derece-i ulyaya terakkinin imkan ve ihtimali de yoktur.

    Ebu Hüreyre radıyallahu anh’ dan rivayet olunduğuna göre, Nebi sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır: “Iman yetmiş küsur şubedir. En üstün derecesi lailahe illallah demek; en aşağı derecesi yoldan eza verecek şeyleri temizlemektir. Haya da imandan bir şubedir.” 112

    İmanın kemale ermesi, nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesiyledir. İnsanın amelleri çok olsa bile nefis tezkiye edilmezse muhakkak gizli hastalıklar amelleri ifsat eder.

    Kalbin mezmum sıfatları kulun Allah’tan uzak olmasına ve ebedi olan cenneti kaybetmesine sebep olur. Rasul-i Zişan sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz “Kalbinde zerre miktarı kibir olan cennete giremez ” buyurmuştur. 113112 Hadis Buhari

    İnsanın ahirette selamete ermesi ancak kalbinin bu hastalıklardan salim olmasıyla mümkündür.

    Müminin nefsinin bazı ayıpları gizli olur ve kalbinin illetleri onu önemsiz gelir. Kişi heva ve hevesine tabi olursa, nefsini bilemez ve kendisinin kamil ve olgun olduğunu zanneder.

    Bu kalbi sıkıntıdan kurtulmanın yegane çaresi Kur’ an ve Sünnete tabi olan hazik bir mürşid-i kamile intisap etmektir.

    Tasavvuf kalbin hastalıklardan temizlenmesinin keyfiyetini bildiren manevi bir ilimdir. Nefs-i emmarenin kibir, riya, gadap, haset cimrilik, mal sevgisi, hubb-ı riyaset gibi yedi mezmum sıfatı vardır.

    Allah celle celaluhu şöyle buyuruyor:

    “Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.”114

    Yine Cenab-ı Hak:

    “Onlara, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin kibirlenenlerin yeri ne kötüdür denilir. ,,115 buyurmaktadır.

    Kim nefsini bu yedi kötü sıfattan temizlerse cehennemin yedi kapısı ona kapanır ve cennete girer. Mücrimler ise, günahlarının durumuna göre ayrı ayrı kapılardan ateşe gireceklerdir. Bu tabakalardan ilki olan cehennemı günahkar müminler ve mümineler içindir; orada müminler cezaları nisbetinde azab gördükten sonra Allah’ın lutfu ile çıkarılıp cennete girerler. İkinci tabaka hıristiyanların ceza yeridir ve ismi leza’ dır. Yahudilerin azap yeri ise, hutame’ dir. Sair ise, sabiilerin mekanıdır. Sekar ateşperestlerin, cahim putperestlerin ve cehennemin Haviye ise münafıkların içinde ebedi kalacakları azab yeridir. Bu zümre Kur’an’ın tabiriyle esfel-i safilin diye tarif edilen zümredir. Esfel-i safilin, cehennemin en aşağı tabakasındakiler demektir.

    Mahlukata nazaran her cihetten güzel ve üstün olarak yaratılan insanı akıl nimetiyle de donatılmıştır. Ne zaman ki ruh cesedin sultanı akıl da ruhun veziri olursa, insan yaratılış gayesine hizmet eder. Fakat Allah ve rasulünün rızası dışında kullanılan nimetler insanı hayvanlar seviyesine; hatta daha da aşağıya düşürür. Bunun delili şu ayetlerdir:

    “Yemin olsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarat­tık. Onların kalpleri vardır, anlamazlar; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağıdırlar. İşte asıl gafiller onlardır. 116

    “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık.” 117

    Hazreti Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasulah sallallahu aleyhi vesellem’den insanları en çok cehenneme götüren şeyin ne olduğu soruldu: “Ağız ve ferc” buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular: “Allah’a takva ve güzel ahlak!” buyurdular.” 118

    Rasülullah sallallahu aleyhi vesellem bu hadislerinde, insanların hidayet ve felahına, dalalet ve helakma en ziyade müessir olan sebepleri açıklamaktadır. Cevami’u’l-kelim olan Efendimiz bu mühim meseleleri herkesin anlayacağı ve kabul edeceği bir güzellikte açıklıyor.

    Şimdi cezaya çarptırılan kimselerin dilinden niçin ateş ehli olduklarnı beyan eden şu ayete bakalım:

    “Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) ; alevlerin mahkumları arasında olmazdık! derler.” 119

    Takva sahibi olmak; Allah’ın emrettiklerini yapmak, nehyettiklerini terketmektir. Haramlarm en şiddetlisi ise, küfür ve şirktir. Emirlerin en önemlisi farzlardır. Farzları yerine getirmenin başlangıcı kelime-i şehadeti ikrar ve tasdikdir. Allah’a takva, kulun bütün emirleri ihlasla yapması ve yasaklardan azami derecede sakınmasıdır.

    Güzel ahlak; güler yüzlü olmak, insanlardan gelen eziyete tahammül etmek ve gadaplanmamak diye tarif edilir. “Güzel ahlakın en aşağı mertebesi insanlara ezayı terketmektir, en yüce mertebesi de kendisine kötülük yapanlara iyilik yapmaktır. İşte bu iki haslet cen­nete girmeyi gerektirir. İki dudak ve iki bacak arasına sahip olamayanlar ise dünyada helak olur ahirettede cehenneme girerler.

    Tasavvuf nefsin ayıbını ve tedavinin keyfiyetini gösterir. Mezmum ahlaklardan ve kötü sıfatlardan uzaklaştırır, kalbi tasfiye edip zikrullahla tenvlr eder.

    Nefsi safiyenin tevbe, teslimiyet, istikamet, sehavet, rıza, şükür, tevazu, tevekkül gibi sekiz ahlak-ı hamidesi vardır. Cennet-i ala’nında sekiz kapısı vardır. Nefsini tezkiye ve kalbini tasfiye ederek ve bu ahlak-ı hamidelere mazhar olan müminler biiznillah bu kapılardan cennete girer. Sekiz cennetin isimleri ve kapıları şöyledir:

    1- Cennetü’l-Firdevs: Kapısı kırmızı altındandır; namaz kılanlar bu kapıdan girecekler.

    2- Cennetü’l-Adn: Kapısı en güzellü’lü’dendir; tevbe edenler bu kapıdan girecekler. 3- Cennetü’l-Naim: Kapısı beyaz gümüşdendir; hacca gidenler bu kapıdan girecekler.

    4- Cennetü’l- V eslle: Kapısı beyaz incidendir; zekat verenler bu kapıdan girecekler.

    5- Cennetü’l-Huld: Kapısı turuncu mercandandır; oruç tutanlar bu kapıdan girecekler.

    6- Cennetü’l-Me’va: Kapısı yeşil zeberceddendir; cihad edenler bu kapıdan girecekler.

    7- Daru’ s-Selam: Kapısı bordo yakuttan olup; vera sahipleri bu kapıdan girecekler.

    8- Daru’l-Karar: Kapısı sarı miskten olup; sıla-i rahim yapanlar kapıdan gireceklerdir.

    Cennetin kapılarının yedi tanesi bazen açık bazen kapalı bulunur. Fakat tevbe kapısı kıyamete kadar daima açıktır. Müminlerden kapıların her birinden aynı anda girenler de vardır. Peygamberimizin şu hadis-i şerifi buna delildir. Hazreti Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Rasulüllah sallaha: aleyhi vesellem buyurdular ki: “Kim abdest alınca onu mükemmel kılar, sonra da üç kere: “Eşhedü enla ilahe illallahu vahdehu la şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasulüh” derse, kendisine cennetin sekiz kapısı açılır, dilediğinden içeri girer.” 120

    Bu yönden takva sahibi tasavvuf ehlinin ilimde, amelde ve pegambere varis almada çok geniş nasipleri vardır.

    102 Bakara Suresi, Ayet 74

    103 Hadisi Buhari ve Müslim

    104 İsra Suresi, Ayet 36

    105 İsra Suresi Ayet 65

    106 Hicr Suresi Ayet 39-40

    107 Hadisi Buhari

    108 Kamer Suresi, Ayet 55 109 Hadis Buhar! ve Müslim

    110 İnşirah Suresi, Ayet 1

    111 Şuara Suresi, Ayet 88-89

    112 Hadis Buhari

    113 Hadis Müslim

    114 Hicr Suresi Ayet 44

    115 Zümer Suresi Ayet 72

    116 A’raf Suresi, Ayet

    117 Tin Suresi, Ayet 4-5 1

    18 Hadis Tirmizi 119 Mülk Suresi, Ayet 10

    120 Hadis-i Müslim, Tirmizi, Ebu Davud

    About these ads

    Bir Yanıt to “KALBİN AHVALİ”

    1. safak said

      ALLAH RAZI OSUN BIZE ULASTIRAN KARDESIMIZDEN NE GÜZEL VESILE OLMAK RABBIM KARSILIGINI GANI GANI VERSIN HAMD OLSUN RABBIME SELAMÜNALEYKÜM

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    Diğer 29 takipçiye katılın

    %d blogcu bunu beğendi: