TASAVVUF VE TARÎKATİN HAKİKATİ
Yazan: seyyahin Haziran 15, 2007
TASAVVUF VE TARÎKATİN HAKİKATİ
Prof. Dr. Halil Necatioğlu
Bu ramazan-ı şerîfin iptilâ ve imtihanı bir hayli tehlikeli boyutlara ulaştı. Bazı kimseler halkın temiz ve halis inancı ile oynamağa giriştiler. Bilen bilmeyen her kafadan bir ses çıkıyor, Ehl-i Sünnet akaidi zedelenmeğe çalışılıyor.
Herkes tereddütsüz bilsin ki tasavvuf, en önemli, en değerli İslâmî ilimlerden biridir; çünkü Allah’ı bilmeyi, O’na ermeyi, rızasını kazanmayı öğretir; evliya olma yoludur, sonuç olarak cehennemden kurtulup, cennete girmeyi sağlar.
Bu ulvî gayeye ulaşmak için neler yapılması gerektiği, Kuran-ı kerîmde, Sünnet-i seniyye-i nebeviyye’de, şeriat-ı garrâ-yı Ahmediyyede açıkça bildirilmiştir; tasavvuf bunları bilir ve uygulatır. Şeriatin, Kur’an’ın, Sünnetin dışında tasavvuf olmaz, zındıklık, zıpırlık, sapıklık olur. Çünkü Allah celle celâluh hazretlerinin sevgisi ve rızası, O’na isyan ederek, günah işleyerek kazanılamaz. Efendimiz, rehberimiz, serverimiz, num�ne-i imtisalimiz Hz. Muhammed (a.s.) Allah’ın en sevgili kulu ve en yüce peygamberi olduğundan, bizim de Allah’ın sevgilisi olabilmek için O’na, O mübarek Resule, en güzel şekilde ittibâ ve iktida etmemiz, yegâne selah ve felah yoludur, başka çıkar yol yoktur.
O çok zâhidane, çok dervişane bir hayat sürmüştür, çok fazla ibadet ve taat kılmıştır, çok takvâlı hareket etmiştir, çok müeddeb ve çok mükemmeldir, çok yüksek ahlâk sahibidir. Ümmeti O’nu örnek aldığı için mutasavvıf olmuştur. Çünkü o dervişlerin şahı, müttekîlerin önderi, zahidlerin serveri, edeb ve ahlâk menbaı, âriflerin sultanı, aşıkların cânânıdır. Tarîkatler, onun Tarîkat-ı Muhammediyyesinin devamı ve dallarıdır; şeyhler ve mürşid-i kâmiller, O’nun baktığı gülzârın gülleridir; Ulemâ-i muhakkıkîn O yüce peygamberin maneni vârisleridir, meşâyıh-ı vâsılîn O’nun irşad makâmının memurlarıdır.
Nefsi tezkiye ve terbiye, zikr-i kesîr ve halvet, güzel ahlâka teşvik, ulülemre (ulemaya) itaat, dini tâlim ve taallüm, âlime hürmet, takvâ, ihlâs, ibadet ve taat, zühd ü kanaat v.s. gibi nice tasavvufî hususlar, Kuran’da, Sünnette, Asr-ı saadette, Ashab-ı kiramda ve salih selefte varken, tarîkat ve tasavvufa çatmak, kerameti inkar etmek; akla, mantığa, dine, îmana, ahlâka, vicdana, basiret ve ferasete, hiç mi hiç uymaz.
Kul Resulullaha uydu, kullukta ilerledi mi, Mevlâ onu kerametlere erdirir; onun, gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur; ona yardım eder, duasını kabul buyurur, işini rast getirir, türlü türlü maddî, manevî nimetlere, ikramlara, makamlara erdirir. Ondan acaip, harikulâde haller zuhura gelir, cümle halk bu işlere şaşar kalır. O mübarek şahıs, o asırda zamanın evliyası, kutbu, gavsı olur; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin vâris-i hakîkîsi ve halîfe-i mânevîsi, ümmetin önderi, müminlerin serveri ve rehberi olur. Halkın ona ittibâsı ve itaatı lâzım gelir, ittiba etmeyen “câhiliyye ölümü” ile ölür; bu cihana a’mâ gelip, a’mâ gider.
Manevî terbiyeyi almak, marifetullaha ermek, nefsi islah eylemek, kötü huylardan kurtulup ahlâk-ı hamîdeye sahip olmak için, o mürşid-i kâmile teslim olmak, hürriyetlerini yitirmek, şahsiyetini kaybetmek değildir; bil-akis hakikî hürriyete kavuşmak, nefse esir olmaktan, şeytana kulluk etmekten kurtulmak, muazzam ve muhteşem bir şahsiyet kazanmak demektir. Ölmeden önce ölmek yepyeni, dipdiri, pırıl pırıl bir hayata sahip olmaktır.
Hasta, kendisini tedavi eden tabîbe elbette tam tamına itaat etmeli, tavsiyelerine harfiyyen riayet eylemelidir. Sahabe-i kiram (r.a.) Resulullah’a mutlak olarak bağlanmışsa fena mı yapmıştır, yoksa Allah’ın rızasını mı kazanmıştır. Tarîkatı, tasavvufu, ilm-i ledünnü bilmeyenler, aslında şerîatı da tam bilmiyor demektir. Bu denlü haddini bilmezler, kırık dökük Arapça ve yarım yamalak ilim ile hem kendilerini tehlikeye atıyor, hem de halkı yanıltıp kandırıyorlar. Bazı âyetleri ileri sürüp, aynı konudaki diğer âyetleri göz ardı etmek ne büyük gaflet ve cehalettir! Allah ıslah etsin!
Asrın moda olan sapık görüşlerini, ve tarihin ehl-i sünnet dışı, yanlış ve bayat fikirlerini ısıtıp ısıtıp halkın önüne sürenler, eğer felaketten kurtulmak istiyorlarsa biraz da ehl-i basîret ve ehl-i hakikat ve ehl-i marifetin mübarek kitaplarını okusunlar; kibir ve ucubu, cidâl ve inadı hemen terk etsinler ki bu kötü huylar hicab-ı tevfik-ı ilâhidir.
Din düşmanları İslâm’a saldırabilir; ama müslümanım diyenlerin, onların safında yer almaları akıl alır bir iş değil! Allah cümlesini nevm-ı gafletten îkaz eylesin!
Ya Rab! Cümle ümmet-i Muhammed’e hakkı hak olarak görüp, ona uymayı; bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı nasib eyle! Bizi sevdiğin, razı olduğun kulların zümresinden ayırma!
KAYNAK: http://cc.domaindlx.com

