Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 544,025 Sayfa izlenimi
  • 05 Jul 2007 için Arşiv

    YÛNUS EMRE

    Yazan: seyyahin Temmuz 5, 2007


    YÛNUS EMRE


    Tasavvuf ehli ve halk şâiri. Hayâtı ve kimliği hakkında kesin mâlûmat yoktur. Şiirleri, asırlar boyunca zevkle ve hayranlıkla okunmuş, yalnız bizdedeğil, birçok ülkelerde de alâka uyandırmış bulunan müstesnâ birşahsiyettir. 80 sene kadar yaşadığı, Eskişehir’in Mihalıçcık kazâsına bağlı Yûnus Emre köyünde, 1320 (H.720) senesinde vefât ettiği ve burayadefnedildiği kaynakların tetkikinden anlaşılmaktadır. Vefâtı için başkatârihler ve başka yerler de bildirilmektedir.

    Çocukluğu hakkında bilgi olmayan Yûnus Emre, bir işâret üzerine genç yaşta Tapduk Emre’nin yanına gitti. Otuz seneden fazla onun hizmetinde bulundu ve ondan feyz aldı. Hattâ bâzı kaynaklar, Tapduk Emre’nin kızını Yûnus Emre’ye verdiğini, hem talebesi, hem de dâmâdı olduğunu kaydetmektedir.

    Yûnus Emre, Tapduk Emre’nin hizmetindebulunurken, mânevî âleminde bir ilerleme olmadığını zannederek,üzüntüsünden dağlara, kırlara düştü. Yolculuğunda bir gün iki kimseyerastladı. Onlarla arkadaş oldu. Her öğün bunlardan biri duâ eder,duâlarının bereketi ile bir sofra yemek gelirdi. Duâ sırası Yûnus Emre’ye geldi. O da duâ etti. Duâda, “Yâ Rabbî benim yüzümü karaçıkarma! Arkadaşlarım kimin hürmetine duâ ettiyse, onun hürmetine duâmıkabûl et!” dedi. Duâ bitince, iki sofra yemek geldi. Arkadaşları;“Kimin yüzü suyu hürmetine duâ ettin?” diye sordular. Yûnus Emre; “Öncesiz söyleyin.” dedi. Arkadaşları da; “Biz, Tapduk Emre’nin kapısındahizmet eden Yûnus’un hürmetine diye duâ ettik.” dediler. Bunun üzerineYûnus Emre durumunu anlayıp, tekrar Tapduk Emre’nin yanına döndü vekapısının önüne yattı. Tapduk Emre’nin gözleri görmüyordu. Kapınınönüne varıp, ayağı bir şeye takılınca; “Bu bizim Yûnus değil mi?” diyesordu ve onu kabûl etti. O andan îtibâren Yûnus Emre, halkındillerinden düşüremediği ilâhileri söylemeye başladı.

    Senelerce hocasına dağdan odun taşıdı.Getirdiği odunlar ip gibi düzgün idi. Hocası; “Ey Yûnus, bu ne iştir?Hiç eğri odun getirmiyormuşsun.” buyurunca; “Efendim, bu kapıya eğriodun yakışmaz.” cevâbını verdi.

    Anadolu ve diğer Türk illerinde çoksevilen Yûnus Emre’den başka bu sevgi, saygı ve hayranlık için başkabir örnek yok gibidir. Her bakımdan milletimizi birbirine bağlayanmânevî bir toplayıcılığı vardır. Onda, toplumumuzun iç yapısındaki aynıhisler, duygular ve değer yargıları bulunmaktadır. Onu unutturmayansebep budur. Anadolu’da Yûnus Emre’nin Dîvân’ının bulunmadığı,ilâhîlerinin okunmadığı ev yok gibidir.

    Yûnus Emre, şiirlerini arûzla ve daha çokhece vezniyle yazmıştır. Şiirleri açık, derin mânâlı, samîmî veheyecanlıdır. İlâhî aşk, varlık, yokluk, hayat, ölüm meseleleri vebunlara bağlı olarak, dünyânın fânîliği gibi meseleleri en iyi şekildeşiirle anlatmıştır.

    Yûnus Emre’yi aynı yolda tâkib edenbirkaç şâir daha görülmüştür. Bunlardan bilinenlerden ikisi; “ÂşıkYûnus” ve “Derviş Yûnus”tur. Yunus Emre’nin en önemli tâkipçisi olanÂşık Yûnus Bursa’lı olup, 1430 (H.843) yılında vefât etmiştir. Her ikişâirin şiirlerini birbirlerinden ayırmak zordur. Yûnus Emre,Celâleddîn-i Rûmî’nin sohbetlerinde bulunmuştur. Bu sohbetlerin,yetişmesinde büyük rolü olmuştur.

    Yûnus Emre’de günü birlik konulararastlanmaz; geçim endişesi, âile sıkıntısı, evlât acısı, yakınlarınınşahsî ve âilevî meselelerine hemen hemen hiç yer vermez. O, insanlığınumûmî kader çizgisi üzerinde durmuştur. Bunlar; kabir, ömrün geçişi,ölüm, Allahü teâlâya îmân ve yalvarma, dînî esaslar, insanınyalnızlığı, aşk, nasîhatler ve hayâtın gâyesi gibi insanlığa hasmeselelerdir.

    Her yerde, her seste, her renkte, herzaman Allahın varlığını idrâk eden Yûnus Emre, bu dilsiz varlıklarınbüyük tanıtışındaki gizli dilin hayrânıdır.

    Yûnus Emre, Peygamberimiz Muhammedaleyhisselâm ile bütün yakınlarının, dört halîfenin, hazret-i Peygamberin soyundan gelenlerin, bütün İslâm âlimlerinin ezelîâşığıdır. Hiçbir bâtıl cereyana kapılmadığı gibi, onlar karşısındaahlâkî nizâmı, din sevgisini ve gerçek tasavvufu koruyan kültür vesanat seddi olmuştur. İhlâs ile, her şeyi Allah rızâsı için yapmayı herzaman söylemiştir. Yûnus Emre için “Dervişlik”, herkese faydalı olmakülküsüdür. Şiirlerinde tembelliği, tufeyli ve faydasız olmayıkınamıştır.

    Şerîat, tarîkat yoldur varana,
    Hakîkat, mârifet andan içerü.

    diye, hakîkî tasavvufu da o târifetmişitir.

    1408 yılında Osmanlı Türklerine esirdüşen ve Anadolu’da 20 yıl kadar kalmış olan Mülbacher isimli biryabancı, Yûnus Emre’ye âit şiirleri, ilâhileri duymuş, öğrenmiştir.Memleketine döndüğünde, Yûnus Emre’nin şahsiyetinde İslâmı anlatmış,kitaplar yayınlamış, yazılar yazmıştır. Büyük ün sâhibi Avusturyalıtârihçi Hammer de, Yûnus Emre’ye âit şiirler ve ilâhilere yer vermiş,bundan sonra da Batı ülkelerinde Yûnus ismi çok yaygınlaşmıştır.

    Eserleri: Yûnus Emre’nin bilinen ikieseri vardır: 1) Risâlet-ün-Nushiyye: Mesnevî şeklinde arûz (FâilâtünFâilâtün Fâilün) vezniyle yazılmış, tasavvufî, ahlâkî, dînî bireserdir. Anadolu’da başlayan Türk Edebiyâtında görülen ilknasihatnâmedir.

    2) Dîvân: Yûnus Emre Dîvânı’nın birçokyazma nüshaları vardır. Fakat bu dîvândaki bütün şiirlerin YûnusEmre’nin olduğu söylenemez. Yûnus tarzında, daha sonraki şâirlerinyazdığı şiirler de karışmıştır. Taş basması nüshaları da vardır. YûnusDîvânı yine Anadolu’da başlayan Türk edebiyâtının ilk dîvânıdurumundadır.

    Yûnus Emre’nin şiirlerinden;

    DOLAP

    Benim adım dertli dolap,
    Suyum akar yalap yalap,
    Böyle emreylemiş Çalap,
    Derdim vardır inilerim.

    Ben bir dağın ağacıyım,
    Ne tatlıyım ne acıyım,
    Ben Mevlâya duâcıyım,
    Derdim vardır inilerim.

    Beni bir dağda buldular,
    Kolum kanadım kırdılar,
    Dolaba lâyık gördüler,
    Derdim vardır inilerim.

    Dağdan kestiler bezenim,
    Bozuldu türlü düzenim,
    Ben bir usanmaz ozanım,
    Derdim vardır inilerim.

    Şol dülgerler beni yondu,
    Her âzâm yerine kondu,
    Bu iniltim Hak’dan geldi,
    Derdim vardır inilerim.

    Suyum alçaktan çekerim,
    Dönüp yükseğe dökerim,
    Görün beni neler çekerim,
    Derdim vardır inilerim.

    Yûnus bunda gelen gülmez,
    Kişi murâdına ermez,
    Bu fânîde kimse kalmaz,
    Derdim vardır inilerim.

    MEVLÂM

    Dağlar ile taşlar ile,
    Çağırayım Mevlâm seni.
    Seherlerde kuşlar ile,
    Çağırayım Mevlâm seni.

    Sular dibinde mâhiyle,
    Sahrâlarda âhû ile,
    Abdal olup yâ Hû ile,
    Çağırayım mevlâm seni.

    Gökyüzünde Îsâ ile,
    Tûr Dağında Mûsâ ile,
    Elindeki asâ ile,
    Çağırayım Mevlâm seni.

    Yûnus okur diller ile,
    Ol kumru bülbüller ile,
    Hakkı seven kullar ile,
    Çağırayım Mevlâm seni.

    HİÇ ÇÜRÜMEMİŞTİ

    Ankara-Eskişehir demiryolunun kenarındabulunan türbesi, 1948’de yolun genişletilmesi için kaldırılmak istendi.Fakat bir türlü bu işte muvaffak olunamadı. Hattâ bir defâsında,döşenen rayların sökülüp, sekiz metre geriye atıldığı görüldü. Bununüzerine Yûnus Emre için bir türbe yapılıp, kabrinin oraya nakline kararverildi. Yûnus Emre’nin yeni kabri, eskisinden 100 m kadar ileride birtepecikte yapıldı. Yeni kabrine taşıyacak beş kişilik heyet, kimseyehaber vermeden ve hiçbir merâsim yapmadan çalışacaktı. Karar verildiğiüzere hareket edildi. Yalnız ertesi gün, Yûnus Emre’nin çevresinedâvetsiz, ilânsız otuz binden fazla insan kalabalığı toplandı.

    Yûnus Emre’nin kabri îtinâ ile açıldı.Bedeni, 700 seneden beri hiç bozulmamış bir hâlde, bir eli yüzünde, bireli kalbinin üstünde, rahat bir şekilde uzanmış yatıyor görüldü.Mübârek bedeni oradan alındı, tabuta kondu ve kalabalığın elleriüzerinde, 100 metrelik mesâfe tam üç saatte katedildi. Yeni mezarınadefnedildi. Yûnus Emre’nin vasıyeti şu idi:

    “Beni hocamın türbesinde, giriş yoluüzerine gömsünler!” Bundan murâdı, şeyhini ziyârete gelenlerin,kendisini çiğneyip de geçmeleriydi. Bu, hocasına ne ölçüde bağlıolduğunu göstermektedir.

    İŞ HİZMETTE

    Yûnus Emre, mânevî, bir işâret alarak,
    Vardı Tapduk Emre’nin hizmetine koşarak.

    Otuz yıl hizmet edip, zannetti ki,kendinde,
    İlerleme olmadı, mânevî âleminde.

    Üzüntüden kendini, atıverdi dağlara,
    Baş açık, yalın ayak, dolaşırken bir ara,

    Bir gün iki kişiye, rastladı birden bire,
    Onları çok severek, dost oldu onlar ile.

    Yemek vakti gelince, duâ etti birisi,
    O anda indi gökten, yemek dolu bir tepsi.

    Üçü de yiyip içip, şükrettiler Allah’a,
    Akşam vakti öbürü, duâ etti bir daha.

    Yine aynı şekilde, bir tepsi indi gökten,
    Öyle ki bu yemekler, nefisti ötekinden.

    Üçüncüde Yûnus’a dönerek o müminler;
    “Sıra sende, şimdi de, sen duâ et.”dediler.

    O zaman Yûnus Emre, kaldırdı ellerini,
    Dedi ki: “Yâ İlâhî, mahcup eyleme beni.

    Onlar kimin ismiyle, duâ ettiler ise,
    O zâtın hürmetine, bir sofra gönder bize.”

    Duâsı biter bitmez, baktılar biraz sonra,
    İndi gökten bu sefer, daha büyük birsofra.

    Dediler: “Ey arkadaş, nasıl oldu bu öyle,
    Sen kimin hürmetine, duâ ettin ki böyle?”

    Dedi ki: “Siz söyleyin, siz nasılederdiniz?
    Siz kimin yüzü suyu, hürmetine derdiniz?”

    Dediler: “Taptuk Emre, yanında hizmetyapan,
    Yûnus’un hürmetine, istiyorduk her zaman.”

    Yûnus bunu duyunca, dergâha döndü yine,
    Yattı Taptuk Emre’nin, kapısının önüne.

    O zaman hocasının, görmüyordu gözleri,
    Evde, el yordamıyla, yürüyordu ekseri.

    Çıkıyorken, ayağı, takılınca bir şeye,
    Dedi: “Bizim Yûnus mu, gelip yatmışeşiğe.”

    Ve elinden tutarak, kaldırdı onu yerden,
    Yûnus, Yûnusluğunu, kazanmıştı o günden.

    Dağdan odun taşırdı, yıllarca o dergâha,
    O mânevî kapıdan, ayrılmadı bir daha.

    Yûnus unutulmadı, yüzyıllar geçse bile,
    Zîrâ hizmet etmişti, üstâdına zevk ile.

    1) Şakâyik-ı Nu’mâniyye Tercümesi(Mecdî Efendi); s.78
    2) Nefehât-ül-Üns; s.691
    3) Rehber Ansiklopedisi; c.18, s.224
    4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (50.Baskı) s.1163
    5) Faruk K.Timurtaş, Yûnus Dîvânı
    6) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13,s.157

     

    Yazı kategorisi: Evliyalar Ansiklopedisi | » yorum bırak;