Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 498,465 Sayfa izlenimi
  • BATILI BİR SUFİ : MERYEM QUİLLA

    Yazan: seyyahin Ağustos 4, 2007


    BATILI BİR SUFİ : MERYEM QUİLLA

    Söyleşi: Mahmut BIYIKLI

    Batının islama ve Müslümanlara olan kini çoğu zaman çizgileri aşacak seviyeye gelse de müslümanların her seferinde itidalli davranması batılı oyun kurucularının planlarını altüst ediyor. Oluşturmaya çalıştıkları müslüman imajı tutmuyor,başarılı olamıyorlar

    kalbinin farkında olan insanlar sürekli mutlak hakikatı arıyor.

    dünyanın dört bir bucağında hiç aralıksız güzellikler yeşermeye devam ediyor. Fevc fevc İslâmla şereflenenler ordusuna her gün yeni er kişiler katılıyor.

    Onlardan biriyle tanıştığımızda duyduğumuz hazzı kalbimize sığdıramadık ve sizinle bölüşmek istedik. MERYEM HANIM ile 13 Muharrem 1427 – günü ikindi ile akşam ezanı arasında bir vakitte görüştük. Onu sünnete tam riayet içinde şuurlu bir Müslüman olarak tanıdık. Eyyâm-ı beyz oruçları ile nefsini temizlemeye devam eden hakiki mânâda itaatkâr bir mümin ile karşı karşıya idik. Bizi samimi hâli ve şirin Türkçesiyle karşıladı. Sorularımızı itinayla cevapladı. Dinledikçe Kur’anımızın “Hanîf” diye tarif ettiği zümreyi gözümüzde daha iyi canlandırdık. O hakka dost bâtıla düşman olarak doğmuş ve öyle yaşamak lutfuna mahzar olmuş ve nihayetinde İslâm ile Elestteki akdini burada tasdik etmiş, mühürlemiş bahtlı bir kişi. Kendisi de bunu sık sık ikrar ediyor ve sevimli Türkçesiyle sık sık söze “ŞÜKÜR ALLÂHA” diye başlıyor ve bitiriyor. Bazen Türkçesi duygularını anlatmakta aciz kalıyor. Biz ise kendisini çok iyi anladığımızı, kalp dilinin yeryüzünün en muhteşem dili olduğunu söylüyoruz. İçten bir eyvallah diyor.‘biz de kendisine teşekkür ediyor ve manevi yolculuğunda azim ve gayretini arttırmasını Cenabı Allâh’tan diliyoruz..

     

    Nerede doğdunuz, nasıl yaşadınız? hayatın hakiki yüzüyle nasıl tanıştınız ?

    Büyük nehirlerin aktığı, suyun hayat verdiği bir yerde doğdum. 2 Ocak 1956. Uruguay benim dünyadaki cennetlerimden biri. Tabiatı gibi halkı da saf ve temiz özel bir toprak parçası . Ve benim hayatımın önemli bir karesi. Mütevazi, kendi hâlinde, bir ailenin çocuğuyum.

    Ailem Hıristiyandı ama ben hiçbir zaman Hıristiyan olmadım. Bizde çocuğun kendini bilmesine kadar beklenir ve onun fikri alınır, vaftiz-yıkama-yağlama merasiminden önce. Bu sembolik bir şey. Bu İsa’nın kanıdır, bu İsa’nın etidir diyerek şarap ve ekmek yeniyor ve çocuk dünyaya gelirken getirdiği günahların temsili olarak yağ ile mess ediliyor. Aklım erecek yaşa gelince bana da sordular. “Hayır, dedim. Ben böyle iyiyim.”

    Ailem kiliseye giderdi. Ben kilisenin bahçesindeki salıncakta Rabbim ile vasıtasız konuşurdum. Bir keresinde rahip yanıma geldi ve niye içeriye girmediğimi sordu. Biraz mahcup oldum tabii, başımı önüme eğdim. Ona salıncağımın beni gökle yer arasında harika bir yolculuğa çıkardığını ve orada meleklerin bana Rabbimin ilmini okuttuğunu söylemedim. Sadece aileme söylediğim sözü tekrarladım. “Ben böyle iyiyim!”

    O zamanlar çevrenizde hiç Müslüman var mıydı?

    On bir on iki yaşlarındayken kasabamıza bir doktor geldi. Çok iyi bir doktordu. Hastalarıyla canla başla ilgileniyor, karşılığında da hiçbir ücret talep etmiyordu. Ben onu çok sevdim. Hergün muayenehanesine gidiyordum. O hastalarıyla ilgileniyor ben de masasının üzerine oturup onu seyrediyordum. Uzun uzun sohbet ediyorduk. Çok iyi iki dost olmuştuk. Bana hep akıl danışıyordu. Söyle bakalım küçük kız, şimdi ne yapmamız gerekiyor.. Ciddi mânâda tanıdığım ilk Müslüman tavırlı, Müslüman ahlaklı insan o idi sanıyorum. Ondan çok etkilendim. Ve ben annem babam gibi köyümdeki insanlar gibi saf temiz ama pasif, eylemsiz değil böyle bir insan olmak istiyorum dedim kendi kendime. Benim modelim işte bu iyi kalpli , iyiliksever orta yaşlı doktor, dedim. O, içimdeki olmasını istediğim insanı ortaya çıkardı. Hastalarını kabûl ettiğj küçük odasında asılı bir resim vardı. Oraya gittiğimde gözümü o resimden ayıramazdım. Sanki oradaki kişileri daha önceden tanıyormuşum gibi gelirdi bana. Onlarla adeta ruhî bir transa geçerdim. Sonra öğrendim ki İbni Sina ve Farabî gibi meşhur Türk hekimleriymiş resimdeki insanlar. Belki onlar elimden tuttu ve beni İstanbul’a kadar getirdi. Türkiye’ye 1989’da mı geldim. Resmî olarak evet fakat hakikatte hayır, çok önce geldim. Şükür Allâh’a o müslüman tavırlı Müslüman hâlli doktor arkadaşım bana rehber oldu. 15 yaşına geldiğimde âdet üzere doğum günü kutlaması yapıyoruz. Bütün arkadaşlarım ailem orada. Kapı çalınıyor, bizim Müslüman doktor elleri yerde ayakları havada beni selâmlıyor. Herkesten farklı bir hediye vermek istiyor bana. Çünkü o benim dostum. Ben onun küçük arkadaşıyım. Ben çok sevindim. Hem geldiği için hem de onun için özel biri olduğumu göstermek adına yaptığı o sevimli muzipliği için.. Benim ilk hocam bu yardımsever, yüreği iyilik dolu, düşünceli, hassas doktor dostum oldu diyebilirim.

     


    89 yılına kadar Müslümanlıkla tanışmak adına ne gibi faaliyetleriniz oldu. Sizce bu nimet neyin karşılığı?

    Çok kitap okurdum. Çocukluğumdan beri en yakın arkadaşlarım hep kitaplarım oldu. Geniş bir hayâl dünyam vardı. Yalnız ve farklı bir çocuktum. Herkesin zevk aldığı alışılmış şeyler beni hiçbir zaman mutlu etmedi. Kendimle baş başa kalıp kalbimin kitabını anlayabilmek için çok kitap okudum. Bu benim için bir eğlence veya alışkanlıktan çok bir hayat tarzı bir yaşama biçimiydi. Okuyamadan nefes alamamak gibi bir şey. Bin Bir Gece Masallarını okumuştum önce. O kitapla hayâlimde çok keyifli yolculuklara çıktım. Sonra çok güzel resimlenmiş renkli cıvıl cıvıl bir kitapla tanıştım. Küçüğüm daha. İçinde harika hikâyeler var. Mesnevi’den hikâyeler. Bu kitap adeta beni büyüledi. Onu çok sevdim ve elimden hiç bırakmadım. Sonra zaman ilerleyince Mesnevi’nin daha muhtevalı baskılarıyla tanıştım. Hz.Mevlana’nın “Şems-i Tebrizi” mahlasıyla yazdığı şiirlerini okudum. Çok önemli bir isim Hz.Mevlana. Hafız, Sadi, Atâr, İbnül-Arabî bunların bütün eserleri İspanyolcaya çevrilmişti. Türkçe benim için kolay bir dil değil. Okumak çok vakit alıyor. Ama İspanyolca ana dilim gibi. Onu çok rahat okuyup yazabiliyorum. İslâm’a dair eserlerin bulunması açısından Arjantin büyük bir merkez. Bu bakımdan kendimi çok şanslı kabûl ediyorum. Şükür Allâh’a bu harika eserleri okuma imkânım oldu. Onlar sayesinde bilmeden uyguladıklarımı bilerek, şuurlu bir şekilde yapma fırsatına kavuştum.

    Tam olarak ne zaman şahitlik ettiniz?

    Uruguay’dan Avrupa’ya dans ve müzik gösterileri için gitmiştim. Bir akşam bir müzik-kültür seminerine davet edildim. Daha önce hiç duymadığım ney, kopuz, saz, rebab ve bendir gibi müzik aletlerinin eşliğinde Türk sufi musikisi, dinlerken, o an gönül kapılarımın açıldığını ve başka bir aleme seyahat ettiğimi fark ettim. Ardından sevinç gözyaşları içinde kelime-i şehadet getirdim


    Halvet tecrübeniz olmuş galiba…

    Evet.Ben halvet kıldım, üç defa kırk gün halvete girdim.. Her biri için bir kitap yazdım. Günlük gibi. Halvetin bitmesine yakın günlerde üzerime bir hâl geldi. Transa girdim. Kocaman bir ağaç ve çok heybetli bir adam görüyorum. Yüzü seçilmiyor. Beni kucaklıyor. Bir yeri işaret ediyor, bak diyor. Kum yığını gibi bir yer gösteriyor ve oraya onunla gitmemi istiyor. Sanki onu çok önceden tanıyormuş gibiyim. Hiç yabancı gelmiyor. Beni davet ediyor, beni çağırıyor ve onunla yolculuk etmeme izin veriyor. Onun izni olmadan olmaz zaten. Her şey onun iki dudağı arasında. Allâh böyle istemiş çünkü..


    Türkiye’yi ve Türkleri nasıl buldunuz?

    İstanbul’a sadece bir turist gibi gezmek ve eğlenmek için gelmedim. İnsanlığın unuttuğu, sevgi, dostluk, arkadaşlık, vefa gibi insanı insan yapan değerleri Türkiye’de, Türk insanında, kültüründe ve yaşayan geleneklerinde gördüm, hissettim. Ben mutluyum, huzuru buldum ama dünyanın unuttuğu bu değerlerin Türkiye’de unutulmaya başladığını görmek, benim içimi sızlatıyor. Büyük bir medeniyetin varisi olan insanların medeniyetlerinden yeteri kadar haberleri olmadığını görmek beni üzüyor. Bu topraklar sevginin merhametin adaletin başkenti. Anadoluyu karış karış dolaştım çok güzel insanlarla tanıştım. Sıcak sevgi dolu insanlar.

    Fakat üzülerek belirteyim ki bu ülkede kadınlar kendilerini çok ihmal ediyorlar.

    kendilerini yetiştirmeye vakit bulamıyorlar.

    Tespitleriniz çok manidar bu ülkeyi içinde yaşayanları çoğundan daha iyi okumuşsunuz

    Benim vücudumun materyal parçası Uruguay ama ruhum ve gönlüm Türkiye’de. Benim ruh vatanım Türkiye, toprak vatanım ise Uruguay. Bu nedenle hep Uruguay’da oturmak olmuyor. Temiz bakış, temiz düşünüşün kaynağı olarak gördüğüm Anadolu insanını ve Türkiye’yi, yani ruhumun vatanını sürekli özlüyorum.

    Şu anda Ankara’dayım. Türkiye’de çok sevdiğim kardeşlerim, dostlarım var. Ama Güney Amerika’da da akrabalarım, kardeşlerim var. Onlar ruhun derinliklerinden gelen mesajlara açlar ve ihtiyaçları var. Her iki taraftaki kardeşlerim arasında bir köprü olarak görev yapmam gerekiyor. Yani Hak’tan öğretilen bilgi ve ilhamları halka vermek gibi. Benim Türkiye’ye gelmekteki amacım, burada dolup oradaki insanlara aktarmak. Bazen yorulduğumu düşünüyorum ama her seferinde kalp galip çıkıyor ve devam ediyorum

     

     


    Batı devamlı İslâm ile terör kavramını bir araya getirmeye çalışıyor. Halbuki İslâm sevgi demek. Bunu nasıl izah edebiliriz?

    Siz kocaman bir ağaç biz incecik bir fidan. Siz kalbinizle biz nefsimizle bakıyoruz dünyaya. Bizim aklımız bölerek sizin kalbiniz birleştirerek anlıyor hakikati. Benim kızım burada İslâm’ı yaşıyor. O da büyük bir ağaç olacak inşallâh. Sevgi, merhamet, kardeşlik teneffüs ederek büyüyor. İslâm barış demek zaten. İçte ve dışta huzur getiren hayat tarzı demek. Fakat Müslümanlar korkuyor. Sindirilmişler. Dinlerini yaşamaya korkuyorlar. Bu korku insanı huzursuz kılıyor. Korkan insan panik içinde olur. Panik insanlar da tehlikeli hareketler yapar. Kontrolsüzdür çünkü. İtalya’da Madrid’de de Müslümanlara mesafeli davranılıyor. Çekiniyorlar. Müslümanlar da kendilerini doğru ifade edemiyorlar. Daha doğrusu kendilerini hiç ifade edemiyorlar. Bu da yanlış anlaşılmalarına sebep oluyor. Müslümanlar rahat olmalı ve o güzelim dinlerini rahatça yaşamanın ve örneklik etmenin tadını çıkarmalı diye düşünüyorum


    Kaynak: www.kalbiselim.com

       

    Yorum Yapın

    XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>