Sufi ve Sufiler

Gönül Dostlarına Selam Olsun

  • Online Kütüphane

  • Kitap Tavsiyesi

  • Site İçeriğinden

  • Site Bilgisi

    Üye Sayısı : 951
    Konu Sayısı : 247
    Sayfa Sayısı : 10365
    Kitap Sayısı: 82
    E- Kitap Sayısı: 131
    Video Sayısı: 327
    Yükleme Dosyası: 421
  • Ziyaret

    • 1,121,088 Sayfa izlenimi
  • Archive for the ‘Vahdet Bey’ Category

    Mehmet Doğramacı’nın Vahdet Bey adlı yazı serisi….

    Vahdet Beyle İftar

    Posted by seyyahin Mayıs 23, 2007

     

    Vahdet Beyle İftar

     

     

     

    Muhammed Gecesi

    Vahdet Beyi artık tanıyorsunuz. Eşine az rastlanır bir dost. Tevhid Ehli güzel bir zat… Yaz başlarında sahil sohbeti yapmıştık Onunla. Ramazanı sonbahar ikliminde yaşadığımız şu günlerde tekrar görüşmek nasip oldu. Bizi bu defa Çengelköy’ deki ata yadigarı köşke davet etti. O da ben de kalabalıkları sevmediğimiz için baş başa iftar edeceğiz.

    Vakitlice Boğaziçi vapurunda yerimi alıyorum. İskelede, yollarda tatlı bir telaş. Ramazan tüm maneviyatıyla hakimiyet kurmuş caddelere. Mübarek ayın ağırlığını alabildiğine hissediyoruz. Hava serin ve rüzgarlı. Hele Kız Kulesini geçip köprüye doğru dümen kırınca Boğaziçi’nin serinliği işliyor içimize. Sultanahmet ve Ayasofya’ nın mühürlediği o meşhur İstanbul silueti arkamızda kalırken martıların cilveli raksı eşliğinde Çengelköy iskelesine yanaşıyoruz. Az ötede, yeşillikler içinde bir yamaca tırmanıyorum. Osmanlı mimarisi ile inşa edilmiş, geçen yıllara rağmen ayakta kalmayı başarabilmiş aşı boyalı ahşap bir köşk burası.

    Vahdet Beyle kucaklaşıyoruz. Getirdiğim iftariyelikleri elimden alıp buyur ediyor. Hal hatır ettikten sonra söze giriyor: “ Bu akşam unutamayacağın bir iftar olacak!..”

    Merak ediyorum ama sormak da istemiyorum. Celallenmesin de ne sürpriz yaparsa yapsın. Nasılsa alıştım. Zor sohbetlerine, sıkıştırmalarına katlanmışım, iftarını mı çekemeyeceğim diyerek karşı atağa geçiyorum:
    - Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi?… Hepsine razı ve hazırım. İstediğin yerden nişan al! İşte göğsüm, diyorum…
    – Bak seeeen!…Görelim bakalım, diyerek mutfağa geçiyor.

    İftara sayılı dakikalar kala sardunyaların akşamsefalarına nispet yaptığı balkondan denizi seyrediyorum. Boğaziçi altın sarısından kızıla dönüşen gurub yorganını usul usul örtünürken Vahdet Bey salonun ortasına o eski geyik ve üzüm baskılı yaygıyı seriyor. Üzerine de Bolu işi ahşap yer sofrasını konduruyor. Ezan okundu okunacak ama ortada ne tabak- kaşık var, ne de ekmek- bıçak. Garip adam, ne yapacağı belli olmaz! İçeri sesleniyorum:
    - Yardıma ihtiyaç var mı, geleyim mi?…
    - Sakın haaa, sakın gelmeyesin. Otur sen, ben getiririm.

    Tuhaf ama otur demişse oturulacak. Malum misafir ev sahibine tâbi. Gerçi benimki de misafirlik sayılmaz ama neyse! Peş peşe ezanlar başlıyor. Hala ne bir bardak su, ne de bir tas çorba! Bekleyeceğiz. Başımıza ne gelecekse razıyız dedik bir kere!.. Sen misin diyen?..

    Ezan biterken elinde bir çorba tası ve yuvarlak ekmeklerle giriyor içeri. Tası sofrasının orta yerine koyuyor. Kesif bir koku kaplıyor etrafı. Ekmekler de garip. Hayatımda ilk kez gördüğüm şekli, rengi değişik bir tür. Sadece bunlarsa aç kaldığımın resmidir. Allah’tan zemzem ve hurma da getirdi.

    - Haydi buyur, Bismillah diyor ve böldüğü ekmeği tastaki sıvıya bandırıyor.
    - Bu ne, diyorum. Gözleri nemli. İçlenmiş besbelli. Bir lokma ekmek yedikten sonra, titrek sesle konuşuyor:

    - Bu akşam Rasulullah(s.a.v) gibi iftar edelim istedim. Soframız Nebevi olsun…Bu koca tastaki sirke! O şöyle buyurdu: ”Sirke ne güzel katıktır!” Bu da arpa ekmeği… Onun karnı arpa ekmeğine doymadı. Bizlerse buğday ekmeğinde çeşit ararız.. Sofralarımız Karun sofralarına benzer de adına ikram deriz. İftarımız Rasülullah iftarı olsun, buyur devam et.

    Böylesi aklımın ucundan geçmezdi. Ye yiyebilirsen. Asr-ı Saadete kanatlandı yüreğim. Yarı aç Ashab-ı Suffeyi, karnına taş bağlayan Rasülullah’ı düşündüm, koptum ötelere!
    Zemzemden bir yudum, hurmadan da bir tane alıp böldüm arpa ekmeğini. Lezzeti bambaşka…Sadece salatada kullandığımız sirkeyi ilk kez ana yemek gibi tadacağım. Ekmeği bandırıyorum. Sirke ne güzel katıkmış meğer?!.. Essalatu vesselamu aleyke ya Rasulallah!

    Sessizce sürüyor iftarımız. Yiyecek hal kalmadı doğrusu. Akşam namazına hazırlanıyoruz. Vahdet Bey imam oluyor. Fatihadan sonra MUHAMMEDUN RASULULLAH VELLEZİYNE MAAHU… diye başlayan Fetih Suresinin son ayetlerini okuyor. Bu gece Muhammed gecesi!.. Ortalık Gül kokuyor, Muhammed kokuyor! Boğaz esintisi Muhammed rayihası taşıyor odaya.

    Şirk Atmosferi- Küfür Bataklığı
    Namaz sonrası, asma dallarıyla örülü çardağa iniyoruz. Çayı burada içeceğiz. Vahdet Bey iftariyelikleri de masaya koyuyor:
    – Sen zamane çocuğusun. Doymamışsındır. Arada bunlardan atıştır, diyor.
    Takılmasa, saldırmasa olmaz.
    - Allah aşkına!..Yiyecek hal mi bıraktın?..

    Çayları yudumlarken nicedir sormayı düşündüğüm konuyu açıyorum:
    - Bu şirk hali ve ikilik algısından nasıl çıkarız Vahdet Bey!.. Şirk ne zaman bizden düşecek?.. Şöyle kemali ile bir Vahdet yaşamına ne zaman adım atarız?…
    - Atmosferin şirk kokuyorsa, yaşadığın yer küfür bataklığı ise çıkmak çok güç!..
    - Nasıl yani?..
    - Baksana etrafa!.. Bakış açıları, düşünceler, hayat algısı şirk kokuyor!..
    - Yani  öyle kötümser bir tablo çizdin ki yandık desene şuna!

    Çayından bir yudum alıyor. Olanca vakarını kuşanarak devam ediyor:
    – Bak evlat, önce şirk atmosferinden çıkılacak ki  tevhid nefesi alasın. Atmosferin şirkse kesinlikle tevhid kokusu alamazsın!.. Arazin küfür bataklığı ise, tevhid tohumu ekmek nafile gayrettir.
    - Tamam atmosferi de araziyi de temizleyelim o zaman.
    - Ohhh sanki ev süpürüyor. Derhal temizle. Odan kötü kokarsa buhur yakarsın yada sprey sıkarsın. Gönül evini temizlemek keşke oda süpürmek kadar kolay olsa!..
    - Baba yapma, Muhammed Aşkına anlat!

    Hayata Nüfuz Eden İkilik!

    Muhammed dendi mi kendinden geçer. Salavat getirerek elini sinesine koyuyor:
    – Bak şimdi…Hayatın değişik boyutları ile şirki anlatacağım. Kendimizi ele alalım. Bir bedenimiz bir ruhumuz var diyoruz. Kendimizi tanımlarken hemen ikiye ayırdık.
    - Ama orada dur Vahdet Bey. Beden ve ruhtan müteşekkil değil miyiz?..
    - Patlama çocuk!.. Değiliz diyen oldu mu?.. Bunları ayrı görmekten bahsediyorum. Beden- Ruh ayrı dedik; hayata böyle baktık. Beden hasta oldu kimi doktora koştu kimi üfürükçüye!.. Tıbbın kabul ettiğine hocalar sırt çevirdi, hocaların dediğini tıp kâle almadı. Öyle değil mi?..
    - Eyvallah, lütfen devam et.
    - Hangi tıp profesörüne suya okumanın şifa getirdiğini anlatabilirsin?.. Hangi okuyucuya tıbbın öncelikli olması gerektiğini işleyebilirsin? Ruh-Beden ayrımı başlayınca kimi dertlere psikolojik dedik, kimine biyolojik.. Bunların hepsi aynı, birbirinden bağımsız değil diyen babayiğitler pek az çıktı. Bu ayrım biyolojik ağırlıklı tıp ile, ruh- maneviyat ağırlıklı şifa geleneğini ayrı tutuyor. Ayrı ne kelime ikisi de birbirine düşman. Öyle  mi?..
    - Evet aynen öyle.
    - Oysa bu ayrıma düşmese idik; bedeni işlevlerin ruhla bağını, ruhun bedenle ilişkisini iyi kursa idik daha dengeli insanlardan oluşacaktı toplum. İnsanda başlayan bu ayrım, her şeye sıçradı. Bilim- Din çatışması mesela. Bilimle Din arasında; (Din deyince Tek Din İslam’dan bahsediyorum) zerre kadar çelişki yok aslında.
    - Bu kavga niye o zaman?
    - Yobazlık ve menfaat kaygıları. Yobazlık iki taraflı. Geçen gün gazetede okudum; abdestin kan dolaşımına faydası Din Kültürü kitabına yazıldı diye kıyamet koptu. Bilimsel bu tespite hurafe demişler…Ya Huuu, geleneksel din anlatılsa hurafe dersiniz, bilimsel din anlatılınca gene hurafe diyorsunuz!.. Anla anlayabilirsen!.. Bilim-Din çatışması düşünsel şirkin âlâsı!.. Din Dersinde Adem’i okuruz, Biyolojide Evrimi. “ Gel bunların ikisini yeni bir eksende birleştir” desen kimse yanaşmaz!
    - Doğru, ikilemli eğitimlerle yetiştik.
    - Sonra nedir şu cinsiyet kavgası? Kadın- Erkek ayrımı nereden çıktı? Kadın Hakları diye bir konuyu niçin hala tartışıyoruz?… “Kadın ve Erkek bir bütünün vazgeçilmez iki öğesi” diyecek cesur yürekler nerede?.. Niçin farklı cinsleri apayrı yaratıklarmış gibi görme eğilimindeyiz?..
    - Kadın da erkek de bu konuda hatalı. Fark görmemek gerekiyor ama illa farklı bakıyoruz.
    - Bu bakış değil mi; evliliklerde hır- gür çıkaran.. Sen- Ben ayrımı; senin hakların benim haklarımı tetikliyor, peşinden senin ailen benim ailem geliyor. Soluğu mahkeme koridorlarında aldıklarında iş işten geçmiş oluyor!

    Dünya ve Ahiret mi? Yoksa Tek Hayat mı?
    - İnanç noktasında ikilemde olduğumuz yerler neresi?..
    -
    Neresini anlatayım ki?.. Dünya- Ahiret diye hayatı ikiye böldük..
    - Aaaaa!.. Olmadı şimdi buna itiraz ediyorum. Kur’an ve Hadislerde de var dünya- ahiret!
    - İtirazını yerim senin!.. Yok demedik.. Kavram olarak, boyut olarak var elbet.. Hayatı tanımla!
    - Hayat; dünya ve ahiret olarak iki bölüm.
    - Ya Huuu adamı delirtme! İki ayrı hayat mı var?.. Ölüm yok oluş mu ki;iki hayat olsun?
    - Haaşaa ölüm yok oluş değil.
    - Ne peki?
    - Ölüm sadece geçit..
    - Yani dünyadan ahirete göçmeyi evin bir odasından ötekine geçmek sayabilir miyiz?..
    - Aynen öyle!
    - Yani evdeki hayat tek, değil mi?..
    - Evet.
    - Neye itiraz ettin o zaman?..
    - Özür dilerim.
    - Git içeri biraz meyve al gel. Bilmeden de lafa balıklama atlayıp itiraz etme bir daha!

    .Allah’tan cezam bu kadarla kaldı. Meyveleri getiriyorum.
    – Ne diyorduk?..
    - Hayatın tekliği diyorduk.
    - Dünya ve Ahiret diye hayatı ikiye bölünce kimi dünyevî yaşıyor kimi uhrevî. Gel de bu algıdan Vahdet çıkar!… Mümkün mü?..

    Çifter Çifter Yarattık!
    Konu oldukça derinleşiyor. Teravih için söz verdiğim dostlara gecikmemeliyim. Şirk konusunu toparlamak üzere farklı bir pencere açıyorum:

    - Kur’anda sıkça geçen SİZİ ÇİFTLER HALİNDE YARATTIK ayetleri var. Şirkten çıkıp Tekliğe gitmemiz isteniyorsa niye çifter çifter yarattı?..
    – Hikmetinden sual olunmaz, dikkatini çekerim!…
    - Tamam, Amenna sorulmaz. Düşünmek için kendimden kendime soruyorum.
    - Bir kere, “Allah vahdet yaşamı istiyor” diye kör bir noktaya saplanıyorsun! İstediği ne malum? Çok az bir kesim sezecek ve yaşayacak Vahdeti bu biiirrrr!  İkincisine gelelim. İkilik olmadan, ikilik fark edilmeden Vahdete gidilmeeeezzz bu da ikiiii..
    - Nasıl yani? İkilik illa olmalı mı?..
    - Vakıa bu!..Ne diyorsun Kelime-i Tevhidde?.. LA İLAHE=BÜTÜN İLAHLARI RET!… Kalabalık ilahları sezeceksin önce…Sonra haykıracaksın; İLLALLAH=SADECE ALLAH!… Sadece Allah diyebilmen; ilahları görebilmenden geçiyor !..
    - Nasıl yani?. İlah namına hiçbir şey yok diye biliyordum bir sürü ilah ürettin!.
    - Ben üretmedim…La İlahe derken ilah kelimesi var mı?..Var.. Aslında olmayan, vehim olarak üretilen ilahlar yok mu?…İdealler, arzular, hırslar, şehvetler…Bunların hepsi birer şirk unsuru, hepsi ilah değil mi?.
    Aklım o biçim karıştı Vallahi..
    - Karışmasın. Bak şöyle anla; Kur’an; Müşrikler Necis; Pis demiyor mu?
    – Evet şirk; pislik ve kir.
    – Tasavvufun bir tarifi de arınmak mı?..
    – Evet.
    – Pislik olmasa, kir olmasa arınmak söz konusu olabilir mi?.
    – Hayır.
    – Böyle anla LA İLAHE yi…Yıkanmak için kirlendiğini fark etmek nasıl elzemse, İLLALLAH diyebilmen için İLAHE kısmı lazım. Onu fark edip LA diyeceksin ki İLLA ya eresin!..

    Beynimi allak bullak etti. Müsaade istiyorum. Ayrılırken kulağıma küpe sözler ediyor:
    – Görüntüdeki ikiliğe takılma. İkide Biri görmek olsun hedefin. Bak iki gözün, iki de kulağın var. Ama görüntü tek, işitme tek!.. Tek görüntü için iki göz; tek kelam için iki kulak nasıl lazımsa, Vahdet ırmağının çağıldaması için İkilik bentleri de öylesine gerekli! Haydi geç kalma, Ramazanın mübarek olsun!

    ***

    Ayrılırken elime bir poşet tutuşturuyor. Çıkışta bakıyorum içine. Bir dilim arpa ekmeği, küçük bir şişe sirke ve zemzem… Biraz da hurma… İlahi Vahdet Bey!.. Ömür adamsın!..

    Sana, Vahdet Ehli adedince selam olsun Ey Allah’ın Rasülü… Sana, Kesret yaşamında kulluğa devam edenler adedince salat olsun Ey Allah’ın Nebisi.. Sana, Sevenler, oruç tutanlar, niyaz edenler adedince salat olsun Ey Allah’ın Habibi!…

    Mehmet DOĞRAMACI

    Posted in Vahdet Bey | Leave a Comment »

     
    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    Diğer 29 takipçiye katılın